Trafik Kazalarında Destekten Yoksun Kalma Tazminatı: Güncel Mevzuat, Yargıtay Kararları ve Usul Hukukundaki Değişiklikler
Trafik kazası sonucu ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği, sorumluluk rejimi, hesaplama esasları, indirim sebepleri, sigorta ve usul hukukuna ilişkin güncel gelişmeler; mevzuat hükümleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde ele alınmaktadır.
Mevzuat hükümleri, güncel Yargıtay içtihatları ve doktrin görüşleri esas alınarak hazırlanmıştır
I. Giriş ve Normatif Çerçeve
Trafik kazası neticesinde meydana gelen ölüm hâllerinde açılacak maddi ve manevi tazminat talepleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) haksız fiil sorumluluğuna ilişkin genel hükümleri ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) özel sorumluluk rejimi ekseninde çözümlenmektedir. TBK m. 53 uyarınca ölüm hâlinde uğranılan zararlar; cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar olmak üzere üç grupta düzenlenmiştir. TBK m. 55 tazminatın hesaplanma esaslarını, TBK m. 56 ise ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde yakınlara manevi tazminat ödenmesini hükme bağlamaktadır.
KTK m. 85 motorlu araç işletenin tehlike esasına dayalı sorumluluğunu, KTK m. 97 dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulmasını öngörmekte, KTK m. 90 ve m. 92 ise Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli, E. 2019/40 ve K. 2020/40 sayılı iptal kararı sonrasında önemli bir normatif değişime uğramıştır. Ayrıca 7589 sayılı Kanun ile 31.07.2026 tarihinde yürürlüğe giren usul hukuku değişikliğiyle belirsiz alacak davasına ilişkin HMK m. 107 yürürlükten kaldırılmış; mülga hükmün, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunacağı öngörülmüştür. Bu çalışmada, destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği, sorumluluk rejimi, hesaplama esasları, indirim sebepleri ve usule ilişkin güncel gelişmeler; mevzuat hükümleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde ele alınacaktır.
II. Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Hukuki Niteliği ve Hak Sahipliği (TBK m. 53/3)
Destekten yoksun kalma tazminatı, TBK m. 53/3'te "Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar" olarak düzenlenmiş, ölüm hâlinde uğranılan zarar kalemlerinden biridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2011 tarihli, E. 2011/17-142 ve K. 2011/411 sayılı ve 16.01.2013 tarihli, E. 2012/17-1491 ve K. 2013/74 sayılı kararlarında, bu hakkın salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya oluşan, asli ve bağımsız bir hak olduğu; davacıların ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıkları kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu'nun 16.01.2013 tarihli kararına göre, destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusur davacılara yansıtılamaz; tam kusurlu sürücünün ve onun eylemlerinden sorumlu işletenin kusuru, işletenin ve sürücünün desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemez. Bununla birlikte, 19.06.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7327 sayılı Kanun ile KTK m. 92'ye eklenen (j) bendi uyarınca, "Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri" zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadır.
Bu nitelendirmenin sonucu olarak destekten yoksun kalma tazminatı, miras yoluyla geçen bir hak değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki uyuşmazlığı gideren 08.07.2025 tarihli, E. 2025/5636, K. 2025/11567 sayılı kararında da, destekten yoksun kalma tazminatının desteğin terekesine girmediği ve zararın, mirasçılık sıfatına bağlı olmaksızın doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşan bir yansıma zarar olduğu belirtilmiştir.
Hak sahipliği bakımından, desteğin kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler, desteğin sağlığında fiilen herhangi bir yardım görmemiş olsalar dahi tazminat talep edebilir; ölenin ölüm tarihine kadar bakma yükümlülüğünü fiilen yerine getirmemiş olması, destekten yoksun kalma tazminatı talebine engel teşkil etmez. Destek tazminatı talep edebilmek için resmî evlilik şart olmayıp, fiilî birliktelik de yeterli kabul edilmektedir. Reşit olmayan bir çocuğun ölümü hâlinde ise anne ve babanın destekten yoksun kalma hakkı, çocuğun fiilen gelir elde ediyor olması ya da anne babaya bu sebeple bir sosyal güvenlik geliri bağlanmış olması aranmaksızın, yerleşik uygulamada bir karine olarak kabul edilmektedir.
III. Sorumluluk Rejimi: İşleten, Sürücü ve ZMSS Sigortacısının Müteselsil Sorumluluğu
KTK m. 85 uyarınca motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına sebep olduğunda, işletenin sorumluluğu kusursuz sorumluluğun ikinci türü olan tehlike sorumluluğu esasına dayanır. KTK m. 86 uyarınca işleten, ancak kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin ya da bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ve kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusursuz olduğunu, aracın bozukluğunun kazaya etkili olmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir; bu imkân uygulamada dar yorumlanmaktadır. KTK m. 3'e göre işleten, aracın sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen ya da aracı uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hâllerde kullanan kişidir; ancak başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiilî tasarrufu bulunduğu ispat edilirse bu kişi işleten sayılır.
Sürücü, haksız fiil faili olarak TBK m. 49 uyarınca kendi kusurundan sorumludur: "Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür." KTK m. 91 gereğince Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) sigortacısı ise işletenin KTK m. 85 çerçevesindeki hukuki sorumluluğunu, poliçede öngörülen azami teminat limitleri dahilinde garanti altına alan yasal teminat kurumudur. İşleten, sürücü ve sigortacı, dış ilişkide TBK m. 61 uyarınca zarardan müteselsilen sorumludur; zarar gören, sorumlulardan herhangi birine veya tamamına karşı birlikte dava açabilir.
IV. Anayasa Mahkemesi'nin İptal Kararı ve Hesaplama Esaslarındaki Normatif Değişim (KTK m. 90, m. 92)
6704 sayılı Kanun ile KTK m. 90'a tazminatların genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabi olacağına ilişkin hüküm getirilmiş, KTK m. 92'ye de (g), (h) ve (i) bentleri eklenmişti. Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli, E. 2019/40 ve K. 2020/40 sayılı kararı ile KTK m. 90'ın birinci ve ikinci cümlelerindeki genel şartlara yapılan atıflar ile KTK m. 92'nin (i) bendi iptal edilmiştir; "Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri"ni sigorta kapsamı dışında bırakan (g) bendi ise yürürlüktedir. Kararda, motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamının 6098 sayılı Kanun'un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlendiği, sigorta şirketinin borcunun kapsamının ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmesinin menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği belirtilmiştir.
V. Tazminatın Hesaplanması ve Aktüeryal Esaslar
TBK m. 55/1 uyarınca destekten yoksun kalma zararları, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır; rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ve ifa amacı taşımayan ödemeler zarar hesabında dikkate alınamaz ve tazminattan indirilemez, hâkim tarafından hesaplanan tazminat miktarı hakkaniyet düşüncesiyle artırılıp azaltılamaz.
16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen ve 31.07.2026 tarihinde yürürlüğe giren fıkra uyarınca, bu tarihten sonra meydana gelen haksız fiil veya zarar doğuran olaylarda, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara ilişkin faiz başlangıcı bakımından ikili bir esas benimsenmiştir: zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; kazancın bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. 31.07.2026 tarihinden önce meydana gelen olaylarda ise TBK m. 55'in bu değişiklikten önceki hükmü uygulanmaya devam eder.
Gelir tespitinde müteveffanın net kazancı esas alınır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 20.10.2025 tarihli, E. 2025/5189, K. 2025/14323 sayılı kararında aktarılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 27.03.2019 tarihli, 2016/7085 Esas ve 2019/3656 Karar sayılı bozma ilamında, somut olayda davacının kaza tarihinden önce bağlı olarak çalıştığı işyerinden, SGK'dan en son gelirine ilişkin belgelerin ya da bağımsız olarak çalışması söz konusuysa ilgili vergi dairesinden kazancına ilişkin belgelerin getirtilmesi ve bu suretle temin edilen resmî belgelerdeki net kazancı dikkate alınarak tazminat hesabına esas gelirinin belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin iş göremezlik tazminatına ilişkin bir kararında ise, uzmanlık gerektiren, belli bir mesleği icra ettiği anlaşılan kişinin gelirinin asgari ücret düzeyinde kabul edilemeyeceği, bu durumda emsal ücret araştırması yapılması gerektiği (20.11.2025, E. 2025/3034, K. 2025/15584) belirtilmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin kararlarında, özel yasalarında çalışma süreleri ayrıca belirlenmemiş kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma dönemini, bakiye yaşam süresinin kalan kısmının pasif dönemi oluşturduğu ve pasif dönemdeki zararın asgari ücret düzeyinde kabul edileceği, Dairenin yerleşik içtihadı olarak belirtilmiştir (24.11.2025, E. 2025/12267, K. 2025/15644). Çocukların destek süresi bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadına göre, çocukların yaşları, eğitim durumları ve içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşullar ayrı ayrı değerlendirilir; yüksek öğrenim yapacak çocuklar için 25 yaşın doldurulmasına kadar, yüksek öğrenim yapmayanlar için ise erkek çocuklarda 18, kız çocuklarda 22 yaş desteğin sona ereceği yaş olarak kabul edilir (Yargıtay 4. HD, 23.09.2024, E. 2024/5471, K. 2024/8062).
Destek paylarının belirlenmesinde aile birliğinin ekonomik modeli esas alınır: evli ve çocuksuz bir ailede pay eşit olarak paylaştırılırken, çocuklu ailelerde çocukların payı öğrenim durumlarına göre kademeli olarak düşürülür ve serbest kalan pay ana-babaya eklenir. Dul kalan eş yönünden ise yaş, çocuk sayısı ve sosyal durum kriterleri gözetilerek yeniden evlenme ihtimaline dayalı bir tenzil (Asman Tablosu) uygulanmaktadır.
VI. Tazminattan İndirim Sebepleri
A. Müterafik Kusur İndirimi (TBK m. 52)
TBK m. 52/I uyarınca, "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir." Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 22.05.2024 tarihli, E. 2022/2759 ve K. 2024/5110 sayılı kararında, davacının koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın oluşumunda veya artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek TBK m. 52 gereğince Dairenin yerleşik uygulaması doğrultusunda %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamada, sürücünün alkollü olduğunu bilerek onun aracına binilmesi ve emniyet kemeri takılmaması gibi hâller de aynı hüküm çerçevesinde hakkaniyet indirimine konu edilmektedir.
B. Hatır Taşıması İndirimi
Aracın karşılıksız ve salt hatır amacıyla kullandırıldığı hâllerde, TBK m. 51 uyarınca hâkimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğine göre belirleme yetkisi çerçevesinde, işleten ve sürücü lehine ayrıca bir hakkaniyet indirimi uygulanabilmektedir.
C. SGK Ödemelerinin Mahsubu (TBK m. 55)
Trafik kazası sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından destek görenlere bağlanan ölüm gelirinin rücua tabi peşin sermaye değeri tazminattan indirilir; ancak rücu edilemeyen yardımlar veya miras yoluyla intikal eden gelirler bu mahsup kapsamına girmez.
D. İfa Amacıyla Yapılan Ödemelerin Oransal Mahsubu (TBK m. 55, Ek Fıkra)
7589 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen ikinci ek fıkra uyarınca, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma zararlarına bağlı tazminatlar bakımından, tahkikat başlayıncaya kadar ifa amacıyla ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.
VII. Manevi Tazminat (TBK m. 56)
TBK m. 56 uyarınca, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminat, bir zenginleşme aracı olmayıp, duyulan acı ve elemin kısmen giderilmesini amaçlayan, ceza niteliği taşımayan özgün bir giderim biçimidir; miktarının belirlenmesinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın oluş şekli, desteğin ölüm tarihindeki yaşı ile destek ve hak sahibi arasındaki ilişkinin niteliği gözetilir.
KTK m. 92/(f) uyarınca manevi tazminata ilişkin talepler zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09.07.2025 tarihli, E. 2025/214, K. 2025/11668 sayılı kararında aktarılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 10.02.2020 tarihli, E. 2019/2474, K. 2020/965 sayılı bozma ilamında, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 3. maddesinde manevi tazminat taleplerinin ek sözleşmeyle teminat kapsamına alınabileceğinin belirtildiği ve manevi tazminatın ihtiyari mali sorumluluk sigortası kapsamında olabilmesi için ayrıca ve açıkça teminat klozu olarak düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2018 tarihli, E. 2018/1884 ve K. 2018/12513 sayılı kararında da, ZMSS Genel Şartları'na göre davalı sigorta şirketinin manevi tazminattan sorumlu olmadığı gibi manevi tazminata ilişkin vekâlet ücretinden de sorumlu olmadığı belirtilmiştir.
VIII. Sigorta Kuruluşuna Başvuru Zorunluluğu, Temerrüt ve Faiz Rejimi
KTK m. 97 uyarınca zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigortacının başvuru tarihinden itibaren 15 gün içinde cevap vermemesi veya cevabının uyuşmazlığı karşılamaması hâlinde dava açılabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2025 tarihli, E. 2024/5975, K. 2025/12542 sayılı kararına göre, başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belge ile başvurulduğu hâllerde bu eksiklik tamamlanabilir; eksikliğin giderilmesi için HMK m. 115/2 uyarınca kesin süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir. Aynı Dairenin 20.04.2026 tarihli, E. 2026/3130, K. 2026/4439 sayılı kararında ise, somut olayda taraflar arasında 07.02.2024 tarihli arabuluculuk anlaşmama tutanağı bulunduğu anlaşılmakla bu durumun sigorta şirketine başvuru olarak kabul edilebileceği belirtilmiş ve davanın usulden reddine ilişkin İtiraz Hakem Heyeti kararı bozulmuştur.
KTK m. 99 uyarınca sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20.12.2018 tarihli, E. 2018/1884 ve K. 2018/12513 sayılı kararında, KTK m. 99/1 ve ZMSS Genel Şartları'nın B.2.b maddesi uyarınca sigortacının ödeme yükümlülüğünün kendisine riziko ihbarı yapıldıktan itibaren 8 işgünü sonunda başladığı vurgulanmıştır. İşleten ve sürücü yönünden ise temerrüt, haksız fiilin gerçekleştiği kaza tarihi itibarıyla kendiliğinden oluşur. Faiz türünün belirlenmesinde davalıya sigortalı aracın kullanım amacı esas alınır; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2025 tarihli, E. 2025/8049, K. 2025/12093 sayılı kararına göre, aracın kullanım amacının hususi olması hâlinde avans faizine değil yasal faize hükmedilmelidir.
IX. Usul Hukukunda Güncel Değişiklik: Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması
Destekten yoksun kalma ve cismani zarar davaları, niteliği gereği aktüeryal bir hesaplama yapılmasını gerektirmekte ve bu nedenle uygulamada sıklıkla HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası şeklinde açılmaktaydı. Ancak HMK m. 107, 7589 sayılı Kanun ile 31.07.2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. 7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur; HMK m. 109/1 uyarınca ise talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
7589 sayılı Kanun ile HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra uyarınca, kısmi davada talep konusu, bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; yapılan bu artırımda zamanaşımı, artırılan kısım için de geçmişe etkili olarak ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılır. 31.07.2026 tarihinden önce açılmış olan ve belirsiz alacak davası olarak nitelendirilen derdest davalarda ise mevcut nitelendirme korunmaktadır.
X. Görev, Yetki ve Zamanaşımı
Destekten yoksun kalma tazminatı davasında davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısının bulunması hâlinde, sigorta hukuku Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğinden dava ticari dava niteliğindedir ve görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki uyuşmazlığı gideren 08.07.2025 tarihli, E. 2025/5636, K. 2025/11567 sayılı kararında da, desteğin yolcu olarak bulunduğu otobüs veya minibüsün trafik kazası yapması sonucu ölümü nedeniyle taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açılan destekten yoksun kalma tazminatı davasında görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğuna karar verilmiştir. Yetki bakımından, HMK m. 6 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir; HMK m. 16 uyarınca haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. KTK m. 110/2 uyarınca ise motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.
KTK m. 109/1 uyarınca motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin taleplerde 2 yıllık nispi ve 10 yıllık mutlak zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Ancak KTK m. 109/2 uyarınca dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.
XI. Feragat, İbraname ve Sulh Anlaşmalarının Hukuki Sonuçları
Tazminat davalarında tarafların iradeleri hukuki sonuç doğurmaktadır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 15.10.2019 tarihli, E. 2017/561 ve K. 2019/9409 sayılı kararında, HMK m. 309 uyarınca feragatin, taraflardan birinin netice-i talebinden vazgeçmesi anlamına geldiği belirtilerek, maddi tazminattan feragati içeren ibraname ve sulh anlaşması belgelerinin mahkemece değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Destekten yoksun kalma hakkının her hak sahibinin şahsında bağımsız olarak doğması nedeniyle, mirasçılardan birinin imzaladığı ibraname veya sulh anlaşması, diğer mirasçılar tarafından verilmiş bir vekâletname bulunmadıkça onları bağlamaz; bu bağımsızlık ilkesi, özellikle reşit olmayan çocuklar adına yalnızca anne veya baba tarafından yapılan sulh işlemlerinde önem taşımaktadır.
XII. Sonuç
Trafik kazalarından kaynaklanan destekten yoksun kalma maddi ve manevi tazminat taleplerinde hukuki rejim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla belirlenen asli ve bağımsız hak niteliği ile KTK m. 92/j'deki sınırlama, müterafik kusur ve hatır taşıması gibi hakkaniyet indirimleri, sigorta şirketinin poliçe limitleri ve manevi tazminat muafiyeti dâhilindeki sorumluluğu ile KTK m. 97'de düzenlenen yazılı başvuru ve m. 99'da düzenlenen ödeme süresi kuralları etrafında şekillenmektedir. 7589 sayılı Kanun ile 31.07.2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca HMK m. 107 yürürlükten kaldırılmış olup mülga hüküm, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur; alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda ise talep konusu, HMK m. 109/4 uyarınca aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Hak sahiplerinin doğru hasım tespiti yapması ve KTK m. 97 uyarınca usulüne uygun başvuruda bulunması, bu davalarda hukuki ve usuli başarının temel unsurlarını oluşturmaktadır.

