Çalışma Alanı
Tazminat Hukuku
Trafik kazası, iş kazası ve malpraktis kaynaklı maddi–manevi tazminat talepleri.
Tazminat hukuku, bir kişinin hukuka aykırı bir eylem, sözleşmeye aykırılık veya tehlike sorumluluğu hâlleri nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini konu alan, temel kaynağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ve sözleşmeye aykırılığa ilişkin hükümlerinden alan bir hukuk dalıdır. Zararın oluşumu, sorumluluğun türü ve kusur durumuna göre tazminatın kapsamı ve hesaplanma yöntemi değişiklik göstermekte olup, uygulamada trafik kazaları, iş kazaları ve hekim/sağlık kuruluşu sorumluluğundan (malpraktis) kaynaklanan talepler bu alanın başlıca uygulama konularını oluşturur.
Trafik kazalarından kaynaklanan tazminat talepleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilir. Motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olunması hâlinde, işletenin sorumluluğu kusur şartı aranmaksızın, tehlike sorumluluğu esaslarına göre doğar; zarar gören, doğrudan zorunlu trafik sigortası şirketine karşı da talepte bulunabilir.
İş kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından, işverenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca işçinin sağlığını ve güvenliğini koruma yükümlülüğü ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda öngörülen önlemleri alma borcu belirleyici rol oynar. İşverenin bu yükümlülüklere aykırı davranması sonucu meydana gelen iş kazalarında, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayan zarar kalemleri için işverene karşı maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.
Hekim veya sağlık kuruluşunun tıbbi müdahale sırasında gerekli özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu hastanın zarar görmesi hâlinde, sözleşmesel veya haksız fiil sorumluluğu esaslarına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talep edilebilmektedir. Bu süreçlerin her aşamasında güncel mevzuat ve Yargıtay kararları ışığında hareket edilmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

