DMN Hukuk logosu

Trafik Kazalarında Bedensel Zarar Tazminatı: Mevzuat Hükümleri, Güncel Yargıtay ve Danıştay Kararları

Trafik kazalarından doğan bedensel zararlarda sorumluluk rejimi, kamu idaresinin sorumluluğu ve görevli yargı yolu, bedensel zarar kalemleri, tazminatın hesaplanması, manevi tazminat, dava şartları, faiz, zamanaşımı ve 7589 sayılı Kanun ile getirilen usuli değişiklikler; ilgili mevzuat ile güncel Yargıtay ve Danıştay kararları çerçevesinde ele alınmaktadır.

Tüm makaleler

Mevzuat hükümleri ile güncel Yargıtay ve Danıştay içtihatları esas alınarak hazırlanmıştır

I. Giriş ve Yasal Çerçeve

Motorlu araç kazalarından kaynaklanan bedensel (cismani) zararlar nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davaları; temel olarak 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümlerine tabidir. Karayolunda motorlu araç işletilmesinden doğan sorumluluk rejimi, haksız fiil sorumluluğu ile tehlike (sebep) sorumluluğu ilkelerinin iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapı arz eder. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20.09.2017 tarihli, E. 2015/1268, K. 2017/8031 sayılı kararında, önündeki somut dava "Dava; trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir." şeklinde nitelendirilmiştir.

Bedensel zarara uğrayan mağdurun tazminat talebi; kural olarak sorumluluğun kaynağına göre TBK'nın haksız fiil hükümlerine, KTK'nın işleten sorumluluğuna ilişkin özel hükümlerine ve zorunlu mali sorumluluk sigortasına dair düzenlemelere göre şekillenir. Kazaya karışan aracın bir kamu kurumuna ait olması veya kazanın kamu hizmetinin (yol yapım, bakım ve işletilmesi gibi) kusurlu ifasından kaynaklanması hâlinde ise, aşağıda III. bölümde ayrıca ele alınacağı üzere, sorumluluk ve görevli yargı yolu bakımından özel kurallar devreye girmektedir.

II. Sorumluluk Rejimi ve Müteselsil Sorumlular

Trafik kazasında bedensel bütünlüğü zedelenen kişi; araç sürücüsüne, araç işletenine/ruhsat sahibine ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısına (ZMSS) karşı müştereken ve müteselsilen tazminat talebinde bulunabilir.

Sürücünün sorumluluğu, TBK m. 49 uyarınca kusur esasına dayalı klasik haksız fiil sorumluluğudur.

İşletenin sorumluluğu, KTK m. 85 uyarınca bir sebep sorumluluğu türü olan tehlike sorumluluğu esasına dayanır; işleten, aracın sürücüsünün veya araca katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu tutulur ve ancak KTK m. 86 uyarınca kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Sigortacının sorumluluğu, KTK m. 91 uyarınca işletenlerin, KTK m. 85'in birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere yaptırmaları zorunlu olan mali sorumluluk sigortasına dayanır.

Bir motorlu aracın işletilmesi sırasında meydana gelen trafik kazasında, zarar görenlerin zararından, 6098 sayılı TBK'nın 49. maddesi uyarınca araç sürücüsü, 2918 sayılı KTK'nın 85. maddesi uyarınca araç işleteni ve şartları varsa teşebbüs sahibi sorumludur; KTK m. 85/1 uyarınca işleten ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur. 2918 sayılı KTK'nın 91. maddesi uyarınca ise işletenlerin, bu sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.

III. Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Sorumluluğu ile Görevli Yargı Yolu

Trafik kazasının bir kamu kurumunun kusurlu hizmetinden kaynaklandığı hâllerde, sorumluluğun kime yönelteceği ve davanın hangi yargı kolunda açılacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

Yol yapım, bakım ve işletilmesinden kaynaklanan kazalar: KTK m. 110 uyarınca, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür. Danıştay 15. Dairesi'nin 07.03.2016 tarihli, E. 2015/5651, K. 2016/1436 sayılı kararıyla, davacının tazminat talebinin dayanağı olan trafik kazasının yolların bakım ve onarımından kaynaklandığı, davanın 2918 sayılı Kanun ile davalı idareye yüklenen sorumluluktan kaynaklandığı ve görüm ve çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine ilişkin idare mahkemesi kararı, Uyuşmazlık Mahkemesi kararı üzerine alınmış olduğu belirtilerek onanmıştır.

Aydınlatma ve işaretleme eksikliğine ilişkin bir uyuşmazlıkta ise Danıştay 15. Dairesi'nin 18.04.2017 tarihli, E. 2013/14422, K. 2017/1836 sayılı kararıyla, Adli Tıp Kurumu raporunda gerekli aydınlatma ve işaretleme sistemlerini yapmayıp trafiği tehlikeye düşüren davalı idarenin %60 kusurlu bulunduğu belirtilerek maddi ve manevi tazminat istemlerini kısmen kabul eden idare mahkemesi kararı, hukuka ve usule uygun bulunarak onanmıştır.

Kamu görevlisinin resmî görevi ifa ederken sebep olduğu kazalar: Bir kamu görevlisinin veya askerî personelin, resmî görevinin ifası sırasında kullandığı resmî araçla sebep olduğu trafik kazalarında, Anayasa m. 129/5 uyarınca memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Hesaplama esaslarının birliği: Yargı yolu ayrımına bakılmaksızın, bedensel zararın kapsamı ve hesaplanmasında aynı ilkeler uygulanır. TBK m. 55/2 hükmü açıkça, "Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." demek suretiyle, idari yargıda görülen tam yargı davalarında da TBK'nın bedensel zarara ilişkin hükümlerinin (m. 54, m. 55) esas alınacağını düzenlemiştir.

IV. Bedensel Zarar Kalemleri (TBK m. 54)

Bedensel zararlar, TBK m. 54'te sınırlı sayıda (numerus clausus) olmamak üzere şu şekilde sayılmıştır:

"6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun Bedensel zarar başlıklı 54. maddesinde 'Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.”

Uygulamada bu kalemler; geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik (maluliyet), bakıcı gideri ve estetik müdahale giderlerini de kapsayacak şekilde genişletilerek uygulanmaktadır.

Tedavi giderleri ve geçici iş göremezlik: Mağdurun kaza tarihinden tıbben şifa bulduğu veya maluliyetinin kalıcı hâle geldiği ana kadar geçen tedavi sürecinde mesleki ya da gündelik faaliyetlerini yürütememesinden doğan kazanç kaybını ifade eder.

Sürekli iş göremezlik (maluliyet/efor kaybı): Beden gücünde kalıcı bir eksilme meydana gelen kişinin, aynı geliri elde etmeye devam etse dahi yaşıtlarına ve sağlıklı bireylere oranla daha fazla güç (efor) sarf etmesinden doğan zarardır; gelirin fiilen düşmemesi, sürekli iş göremezlik tazminatına engel teşkil etmez.

Maluliyet oranının tespitinde uygulanacak mevzuat: Maluliyet raporlarının hangi yönetmeliğe göre düzenleneceği bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2025 tarihli, E. 2025/8343, K. 2025/17242 sayılı kararında aktarılan Dairenin 15.05.2024 tarihli, E. 2022/9342, K. 2024/4781 sayılı bozma ilamında, sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesinin kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerektiği belirtilmiş; alt ekstremiteye ilişkin yaralanmada kaza tarihi ile hükme esas alınan sağlık kurulu raporunun düzenlendiği tarih arasında bir yıllık süre geçmediğinden, hastada iyileşmenin durduğu, son bir senedir herhangi bir düzelmenin olmadığı tespit edilmeden alınan rapora itibar edilerek karar verilmesinin doğru olmadığı vurgulanmıştır. 24.12.2025 tarihli kararla, bozmaya uyularak verilen İtiraz Hakem Heyeti kararı onanmıştır.

Bakıcı gideri: Mağdurun bir başkasının sürekli veya dönemsel bakım ve refakatine muhtaç hâle gelmesi durumunda, bu bakım ister profesyonel bir bakıcı isterse aile bireyleri tarafından karşılıksız olarak yerine getirilsin, ortaya çıkan ekonomik değer kaybı tazminat kapsamındadır.

V. Tazminatın Hesaplanmasında Esas Alınacak İlkeler

Gerçek zarar ilkesi: Tazminatın kapsamı, sigorta genel şartlarına göre değil, gerçek zarar esasına göre belirlenir. Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli, E. 2019/40, K. 2020/40 sayılı kararıyla KTK m. 90'ın birinci cümlesinde yer alan “…ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda…” ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan “…ve genel şartlarda…” ibaresi ve KTK m. 92/(i) bendi iptal edilmiştir. Bu iptal kararı sonrasında, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar artık sigorta genel şartlarına göre değil, doğrudan 2918 sayılı KTK ile 6098 sayılı TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümlerine göre belirlenmektedir.

Yaşam tabloları: Mağdurun muhtemel bakiye yaşam süresinin belirlenmesinde güncel yargısal içtihat, Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle hazırlanan TRH-2010 (Türkiye Ulusal Yaşam Tablosu) tablosunun esas alınması yönünde yerleşmiştir.

Ücret esası: Tazminat hesabına esas gelir, mağdurun kaza tarihinden önce bağlı olarak çalıştığı işyerinden ve SGK'dan ya da bağımsız olarak çalışıyorsa vergi dairesinden getirtilen resmî belgelerdeki net kazancı dikkate alınarak belirlenir (Yargıtay 4. HD'nin 20.10.2025 tarihli, E. 2025/5189, K. 2025/14323 sayılı kararında aktarılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 27.03.2019 tarihli, E. 2016/7085, K. 2019/3656 sayılı bozma ilamı). Uzmanlık gerektiren, belli bir mesleği icra ettiği anlaşılan kişinin gelirinin asgari ücret düzeyinde olduğu kabul edilemez; bu durumda yaptığı işe göre emsal ücret araştırması yapılarak tespit edilecek gelir hesaplamaya esas alınır (Yargıtay 4. HD, 20.11.2025, E. 2025/3034, K. 2025/15584).

Sosyal güvenlik ödemelerinin mahsubu: TBK m. 55/1 uyarınca, kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bedensel zararın belirlenmesinde gözetilemez ve tazminattan mahsup edilemez; hesaplanan tazminat miktarı hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.

VI. Manevi Tazminat (TBK m. 56)

Manevi tazminat, bedensel bütünlüğü zedelenen kişinin duyduğu elem ve ızdırabı gidermeyi amaçlayan özgün bir hukuki çaredir. Nitekim 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da açıklandığı üzere, manevi tazminat ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır; zarara uğrayanın manevi ıstırabını bir nebze dindiren, ruhsal tahribatını onaran bir araçtır.

TBK m. 56/1 hükmünde ‘Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.’ hükmü; 56/2 hükmünde ise ‘Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.’ hükmü yer almaktadır.

Manevi tazminatın takdirinde hâkim, TBK m. 56 uyarınca olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. KTK m. 92/(f) uyarınca manevi tazminata ilişkin talepler zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09.07.2025 tarihli, E. 2025/214, K. 2025/11668 sayılı kararında aktarılan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 10.02.2020 tarihli, E. 2019/2474, K. 2020/965 sayılı bozma ilamında, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 3. maddesinde manevi tazminat taleplerinin ek sözleşmeyle teminat kapsamına alınabileceğinin belirtildiği ve manevi tazminatın ihtiyari mali sorumluluk sigortası kapsamında olabilmesi için ayrıca ve açıkça teminat klozu olarak düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

VII. Zarardan İndirim Sebepleri

Müterafik kusur (TBK m. 52): Zarar görenin kazanın oluşumuna veya zararın artmasına kendi kusuruyla etki etmiş olması hâlinde, hâkim tazminattan hakkaniyete uygun bir indirim yapabilir. Uygulamada mağdurun koruyucu tertibat (kask, emniyet kemeri vb.) kullanmaması veya alkollü olduğunu bildiği sürücünün aracına bilerek binmesi gibi hâllerde müterafik kusur indirimi uygulanmaktadır.

VIII. Dava Şartları: Sigortacıya Başvuru ve Arabuluculuk

KTK m. 97 başvuru şartı: ZMSS sigortacısına karşı dava açılmadan veya Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurulmadan önce, ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması özel bir dava şartıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2025 tarihli, E. 2024/5975, K. 2025/12542 sayılı kararına göre, başvurunun yapıldığı ancak eksik ya da usule uygun olmayan belge ile başvurulduğu hâllerde bu eksiklik tamamlanabilir; eksikliğin giderilmesi için HMK m. 115/2 uyarınca kesin süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir. Aynı Dairenin 20.04.2026 tarihli, E. 2026/3130, K. 2026/4439 sayılı kararında ise, somut olayda davacı vekili ile davalı arasında 07.02.2024 tarihli arabuluculuk anlaşmama tutanağı bulunduğu anlaşılmakla, bu durumun sigorta şirketine başvuru olarak kabul edilebileceği belirtilmiş ve davanın usulden reddine ilişkin İtiraz Hakem Heyeti kararı bozulmuştur.

Arabuluculuk dava şartı (TTK m. 5/A): Sigorta şirketinin taraf olduğu tazminat talepleri ticari dava niteliğinde bulunduğundan, dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tüketilmiş olması zorunludur.

IX. Temerrüt ve Faiz

Haksız fiil failleri olan sürücü ve işleten bakımından temerrüt, kaza tarihi itibarıyla kendiliğinden gerçekleşir; zarar gören kaza tarihinden itibaren faiz talep edebilir. Buna karşılık ZMSS sigortacısı bakımından KTK m. 99 uyarınca temerrüt, kaza ve zarara ilişkin gerekli belgelerin sigortacıya eksiksiz olarak tevdi edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde ödeme yapılmamasıyla gerçekleşir; bu süre dolmadan sigortacı aleyhine kaza tarihinden itibaren faiz işletilemez.

16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanunun 18. maddesiyle TBK m. 55'e eklenen ve 31.07.2026 tarihinde yürürlüğe giren fıkralar uyarınca, bu tarihten sonra meydana gelen haksız fiil veya zarar doğuran olaylarda: çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile destekten yoksun kalma zararlarına ilişkin tazminatın, zarar görenin veya destek şahsının kazancının bilindiği döneme isabet eden kısmına olay tarihinden, kazancın bilinemediği döneme isabet eden kısmına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir; ayrıca bu kalemlere ilişkin olarak ifa amacıyla tahkikat aşaması başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir. 31.07.2026 tarihinden önce meydana gelen kazalarda ise TBK m. 55'in bu değişiklikten önceki hükmü uygulanmaya devam eder.

HMK m. 26'da düzenlenen taleple bağlılık ilkesi uyarınca, hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.

X. Zamanaşımı (KTK m. 109)

Motorlu araç kazalarından doğan tazminat taleplerinde zamanaşımı süreleri, 2918 sayılı KTK'nın 109/I. maddesinde ‘Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar’ şeklinde; aynı Kanunun 109/II. maddesinde ise ‘Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir’ şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre kaza neticesinde taksirle yaralama (TCK m. 89) gibi bir suç oluşmuşsa, KTK m. 109/II gereğince TCK'da öngörülen uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Bedensel zararın zaman içinde geliştiği (mütebessir zarar) hâllerde, 2 yıllık öğrenme süresi, sağlık kurulunca nihai maluliyet durumunun raporla tespit edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 16/2 uyarınca, arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz.

XI. 7589 Sayılı Kanun ile Getirilen Usuli Değişiklik: Kısmi Dava Rejimi

31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmış; aynı Kanun'un 20. maddesiyle HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra ile yeni bir kısmi dava rejimi getirilmiştir. Bu değişiklik, trafik kazalarından kaynaklanan bedensel zarar tazminatı davaları başta olmak üzere, miktarı dava açılırken tam olarak belirlenemeyen tüm tazminat taleplerinin dava stratejisini doğrudan etkilemektedir.

Yeni davalarda kısmi dava: 7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, bu tarihten önce açılmış davalar bakımından uygulanmaya devam eder; 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra açılacak davalarda ise belirsiz alacak davası yoluna başvurulamaz. HMK m. 109/1 uyarınca talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir; HMK m. 109/3 uyarınca dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

HMK m. 109/4 uyarınca tek seferlik talep artırımı: 7589 sayılı Kanun ile HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkraya göre, kısmi davada talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın, tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. HMK m. 176/2 uyarınca aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir.

XII. Görevli ve Yetkili Mahkeme

Zarar gören mağdur; sürücü, işleten ve sigortacıya karşı müştereken genel mahkemelerde dava açabileceği gibi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30 uyarınca doğrudan Sigorta Tahkim Komisyonu'na da başvurabilir. Sigorta Tahkim Komisyonu yalnızca sigorta şirketine karşı işletilebilir; araç sürücüsü ve işletene karşı tahkim yoluyla taraf teşkili sağlanamaz. Davalılar arasında zorunlu mali sorumluluk sigortacısının bulunması hâlinde, sigorta hukuku Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlendiğinden dava ticari dava niteliğindedir ve asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki uyuşmazlığı gideren 08.07.2025 tarihli, E. 2025/5636, K. 2025/11567 sayılı kararına göre, yolcu olarak bulunduğu otobüs veya minibüsün trafik kazası yapması sonucu yaralanan yolcunun taşımayı yapan firma ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ve diğer zarar sorumlularına karşı açtığı bedensel zarara ilişkin tazminat davasında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca tüketici mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından, HMK m. 6 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir; HMK m. 16 uyarınca haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. KTK m. 110/2 uyarınca ise motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.

Davacının yabancı uyruklu olması hâlinde, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m. 48 ve HMK m. 114/1-ğ uyarınca teminat gösterme yükümlülüğü mahkemece resen gözetilecek bir dava şartıdır. Ancak 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun 88/1. fıkrası uyarınca, uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler karşılıklılık şartından muaftır.

XIII. Sonuç

Trafik kazalarından kaynaklanan bedensel zararların tazmini, sürücünün kusur sorumluluğu, işletenin tehlike sorumluluğu ve sigortacının poliçe limitiyle sınırlı sorumluluğunun bir arada değerlendirilmesini gerektiren, usuli ön şartların titizlikle yerine getirilmesine bağlı, çok yönlü bir tazminat rejimidir. KTK m. 110 uyarınca, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür; kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ise Anayasa m. 129/5 uyarınca ancak idare aleyhine açılabilir. Her iki hâlde de TBK m. 54 ve m. 55'te düzenlenen hesaplama ilkeleri aynı şekilde uygulanır.

Anayasa Mahkemesi'nin KTK m. 90 ve m. 92'deki genel şartlara yapılan atıfları iptal etmesi sonrasında zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar KTK m. 90 uyarınca bu Kanunda öngörülen usul ve esaslara tabidir; bu Kanunda düzenlenmeyen hususlar hakkında TBK'nın haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır. Maluliyet raporlarının kaza tarihindeki mevzuata göre ve mağdurun sağlık durumunun istikrar kazandığı aşamada alınması, dava öncesinde KTK m. 97 uyarınca sigortacıya yazılı başvuru yapılması ve TTK m. 5/A uyarınca arabuluculuk sürecinin tüketilmesi, davanın usulden reddedilmemesi bakımından belirleyici niteliktedir.

Son olarak, 7589 sayılı Kanun'un 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmesiyle birlikte HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davasının bu tarihten sonra açılacak davalar bakımından uygulama alanı kalmamıştır. Bu tarihten sonra ikame edilecek bedensel zarar tazminatı davalarında HMK m. 109 uyarınca kısmi dava açılabilir; HMK m. 109/4 uyarınca alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir ve bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.

Tüm makaleler