Miras Sebebiyle İstihkak Davası
Miras sebebiyle istihkak davasının hukuki niteliği; adi istihkak ve mirasta denkleştirme davalarından farkı güncel Yargıtay içtihadı çerçevesinde incelenmektedir.
Güncel mevzuat ve Yargıtay içtihadı çerçevesinde inceleme
Giriş
Türk Miras Hukuku uygulamasında, mirasbırakanın ölümünden sonra tereke değerlerinin tespiti, muhafazası ve mirasçılar arasında paylaşılmasından doğan uyuşmazlıklar, temel olarak miras sebebiyle istihkak, adi istihkak ve mirasta denkleştirme kurumları çerçevesinde çözümlenmektedir. Bu davalardan hangisinin uygulama alanı bulacağı, uyuşmazlığın maddi vakıasına göre belirlenir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 09.01.2025 tarihli, 2024/1033 E. ve 2025/175 K. sayılı kararında bu ayrım şu şekilde ortaya konulmuştur:
"Dava, murise ait paranın davalıda kaldığı savunmasına ilişkin ise Türk Medeni Kanunu'nun 637. maddesinde düzenlenen mirasta istihkak; miras bırakanın sağlar arası tasarruf işlemi ile karşılıksız kazandırma amacına dayalı yaptığı bir işlem ise Kanun'un 669. maddesinde düzenlenen mirasta denkleştirme isteğine ilişkindir."
Ayrıca Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.06.2013 tarihli, 2012/20906 E. ve 2013/15695 K. sayılı ilamında HMK m. 33'e atıfla belirtildiği üzere, "Olayları açıklama taraflara hukuki nitelendirme hakime aittir"; bu ilke gereğince, uyuşmazlığın doğru nitelendirilmesi davanın esasına doğrudan etki etmektedir. Bu makalede, miras sebebiyle istihkak davasının şartları, hükümleri, zamanaşımı rejimi ile görev ve yetki kuralları güncel mevzuat ve Yargıtay içtihadı esas alınarak incelenmektedir.
I. Hukuki Niteliği ve Yasal Dayanağı
Yasal veya atanmış mirasçının terekenin tamamını veya bir kısmını ya da terekeye dahil bir malı haksız olarak elinde bulunduran bir başka kişiye karşı, geri verilmesini sağlamak için mirastaki üstün hakkını ileri sürmesi ile açacağı davaya miras sebebiyle istihkak davası denir. Davacı, terekeye ait malları haksız olarak elinde tutan davalıdan, bunların iadesini ister.
Kanun hükmünden de anlaşıldığı üzere mirasçı olmayan kimse bu davayı açamaz. Davacı mirasçı olduğunu ispatlamalıdır. Kanaatimizce mirasçı olmayan vasiyet alacaklıları, mirası reddedenler, mirasçılıktan çıkarılanlar bu davayı açamazlar.
Miras sebebiyle istihkak davası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 637, 638 ve 639. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 637. maddesi hükmüne göre:
"Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. Hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır."
Bu düzenleme uyarınca davanın temel koşulları şunlardır:
- Davacının yasal veya atanmış mirasçı olması,
- Davacının mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürmesi,
- Terekenin tamamının veya bir kısmının davalının zilyetliğinde bulunması.
II. Miras Sebebiyle İstihkak Davası – Adi İstihkak Davası Ayrımı
Mirasçılıkta üstün hak iddiasının bulunmadığı veya mirasçılık sıfatına ilişkin bir ihtilafın yer almadığı hâllerde davanın miras sebebiyle istihkak değil, 4721 sayılı Kanun'un 683. maddesinde düzenlenen adi istihkak davası niteliğinde olduğu Yargıtay içtihadında istikrarlı biçimde vurgulanmaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2024 tarihli, 2024/2464 E. ve 2024/3839 K. sayılı ilamında bu ayrım şöyle netleştirilmiştir:
"Adi istihkak davasında miras sebebiyle istihkak davasından farklı olarak mirasçılıkta üstün hak iddiası bulunmadığı gibi mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlık da mevcut değildir." "Davacının, mirasçılıkta üstün hakkını ileri sürmeden terekede bulunan malı elinde tutan diğer mirasçılara karşı miras payının iadesi talepli açmış olduğu dava, adi istihkak davası olarak nitelendirilmelidir."
Aynı ilke Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 19.12.2024 tarihli, 2024/640 E., 2024/5857 K. sayılı ve 10.10.2024 tarihli, 2023/4552 E., 2024/4443 K. sayılı kararlarında da tekrarlanmıştır.
Öte yandan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 19.09.2014 tarihli, 2013/21910 E. ve 2014/16475 K. sayılı kararında, somut olayda bankalardaki paralar ve bir bağımsız bölüm bakımından davanın kural olarak mirasta denkleştirme, murisin ölümünden sonra davalı tarafından edinilen dükkân yönünden ise mirasta adi istihkak davası isteğine ilişkin olduğu belirtilmiş; "Murisin ölümünden sonra söz konusu dükkan alınmış bulunduğundan bu taşınmaz mirasta adi istihkak davasına konu olabilmektedir" denilmiştir. Bu doğrultuda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 23.03.2023 tarihli, 2021/8065 E. ve 2023/1718 K. sayılı kararında da uyuşmazlığın "mirasçılar arasında adi istihkak istemine ilişkin" olduğu tespitiyle TMK ve HMK hükümleri çerçevesinde incelendiği görülmektedir.
III. Davanın Kabulünün Sonuçları ve Zilyetlik Esasları
Davanın kabulü hâlinde uygulanacak hüküm, 4721 sayılı Kanun'un 638. maddesinde düzenlenmiştir:
"Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir. Miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez."
Bu düzenleme uyarınca tereke malının iadesi, Türk Medeni Kanunu'nun zilyetliğe ilişkin 993 ilâ 995. maddelerindeki ayrıma göre şekillenir: iyiniyetli zilyet, malı kullanmasından doğan bir tazminatla ve elde ettiği semereleri iade ile yükümlü değildir ve yaptığı zorunlu ve faydalı giderlerin tazminini isteyebilir; kötüniyetli zilyet ise malı haksız olarak alıkoyması nedeniyle elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünleri tazminle yükümlüdür ve yalnızca zorunlu giderlerin tazminini talep edebilir. Kanun'un 638. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davalının kazandırıcı zamanaşımı savunması ileri sürememesi, tereke mallarının korunması amacına hizmet etmektedir.
IV. Zamanaşımı Süreleri
4721 sayılı Kanun'un 639. maddesi zamanaşımını şu şekilde düzenlemiştir:
"Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır."
Buna göre madde, sübjektif ve objektif nitelikte kademeli bir zamanaşımı sistemi öngörmektedir:
- İyiniyetli davalı — 1 yıl: davacının mirasçılığını ve davalının zilyetliğini öğrendiği tarihten; her hâlde 10 yıl: mirasbırakanın ölümü veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren
- İyiniyetli olmayan davalı — 20 yıl: mirasbırakanın ölümü veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren
Bir yıllık sürenin işlemeye başlaması için davacının hem kendi mirasçılık sıfatını hem de davalının zilyetliğini öğrenmiş olması kümülatif olarak aranır; öğrenme olgusu ispatlanamadıkça bu süre işlemez, ancak on yıllık mutlak üst süre her hâlde işlemeye devam eder.
V. Miras Ortaklığı ve Aktif Husumet
4721 sayılı Kanun'un 640. maddesi uyarınca:
"Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler."
Bu ilkeye ilişkin olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 09.01.2025 tarihli, 2024/1033 E. ve 2025/175 K. sayılı kararında önemli bir ayrım getirilmiştir:
"Türk Medeni Kanunu'nun 640, 701 ve 702. maddeleri gereğince, miras bırakanın ölümü ile beraber terekede ortaklar arasında kendiliğinden elbirliği ortaklığı oluşmaktadır. Bu nedenle terekeye göre üçüncü kişi konumunda olanlara karşı elbirliği ortakların birlikte hareket etmesi zorunlu ise de, bu zorunluluğun terekeyle ilgili bölünemeyen nitelikteki ayni haklara yönelik olacağı, bölünebilir nitelikteki para alacağı vs. haklara ilişkin taleplerde ise bu zorunluluğun uygulanmasının gerekmediği Yargıtay kararlarında benimsenmiştir."
Buna göre, tereke içindeki bölünemeyen ayni haklara ilişkin istihkak taleplerinde mirasçıların birlikte hareket etmesi aranırken, bölünebilir nitelikteki para alacaklarına ilişkin taleplerde mirasçılardan her biri tek başına dava açabilmektedir.
Doktrinde bazı yazarlara göre terekeye atanan tereke temsilcisi ile vasiyeti yerine getirme görevlisi de terekeyi veya tereke malını haksız olarak elinde bulunduran kimselere karşı istihkak davasını açabilirler. (Eren, Miras Sebebiyle İstihkak Davası, s.1054)
VI. Görevli ve Yetkili Mahkeme
4721 sayılı Kanun'un 576. maddesi uyarınca:
"Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür."
Bu hüküm, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 11. maddesiyle birlikte uygulanır:
"(1) Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir: a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar. b) Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar. (2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir. (3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir."
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2024 tarihli, 2024/2464 E. ve 2024/3839 K. sayılı kararında, mirasbırakanın ölümünden sonra terekede bulunan mal hakkında diğer mirasçılara karşı açılan ve "terekenin kesin paylaşılmasına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar" kapsamında kalan adi istihkak davasında, HMK m. 11 kapsamında mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir. Görevli mahkeme, dava değerine bakılmaksızın Asliye Hukuk Mahkemesidir.
VII. Koruyucu Tedbirler
4721 sayılı Kanun'un 637. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır. Bu tedbirler, dava süresince tereke malının üçüncü kişilere devri veya kaçırılması riskine karşı hakkın fiilen korunmasını amaçlamaktadır.
Sonuç
Miras sebebiyle istihkak davası, tereke veya tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı, yasal veya atanmış mirasçının mirasçılıktaki üstün hakkına dayanarak açtığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 637-639. maddelerinde düzenlenmiş külli nitelikte bir davadır. Üstün mirasçılık hakkı iddiası veya mirasçılık sıfatına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığı hâllerde uyuşmazlık, TMK m. 683 uyarınca adi istihkak davası olarak nitelendirilir. Zamanaşımı, iyiniyetli davalılar bakımından öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünden itibaren on yıl; iyiniyetli olmayan davalılar bakımından ise yirmi yıldır. Bölünemeyen ayni haklara ilişkin taleplerde mirasçıların elbirliği ortaklığı gereği birlikte hareket etmesi aranırken, bölünebilir alacaklara ilişkin taleplerde mirasçılardan her biri tek başına dava açabilir. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi, kesin yetkili mahkeme ise TMK m. 576 ve HMK m. 11 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.

