Kasten Yaralama Suçu: Mevzuat Hükümleri, Güncel Yargıtay Kararları ve Doktrin
TCK m. 86-88'de düzenlenen kasten yaralama suçunun temel ve nitelikli hâlleri ile şikâyet-uzlaştırma rejimi güncel Yargıtay kararları ışığında ele alınmaktadır.
Mevzuat hükümleri, güncel Yargıtay içtihatları ve doktrin görüşleri esas alınarak hazırlanmıştır
I. Giriş ve Yasal Çerçeve
Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun Özel Hükümler Kitabı, Kişilere Karşı Suçlar Kısmı, Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar Bölümü altında 86, 87 ve 88. maddelerde düzenlenmiştir. Suçun temel şekli TCK m. 86/1 uyarınca kasten başkasının vücuduna acı verilmesi veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulması fiillerini cezalandırırken; fiilin etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif kalması hâli TCK m. 86/2'de müstakil bir ceza ve şikâyet rejimine bağlanmıştır. Kanun koyucu TCK m. 86/3'te fail, mağdur veya eylemin icra vasıtasına dayalı nitelikli halleri saymış; TCK m. 87'de ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hallerini kademeli bir yaptırım sistematiğine tabi kılmıştır. Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi ise TCK m. 88'de ayrıca hüküm altına alınmıştır.
Kanun koyucu bu düzenlemeyle kişilerin vücut bütünlüğünü korumayı amaçlamıştır.
II. Temel Hal ve Basit Tıbbi Müdahale ile Giderilebilir Hal (TCK m. 86/1-2)
TCK m. 86/1 uyarınca suçun temel şekli şu şekilde düzenlenmiştir:
TCK m. 86/1: "Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Fiilin mağdur üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif kalması hâlinde ise daha az cezayı gerektiren ve şikâyete tabi bir rejim öngörülmüştür:
TCK m. 86/2: "(Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz."
Basit tıbbî müdahale ile giderilebilirlik (BTM), mağdurun uğradığı yaralanmanın, uzmanlık gerektiren karmaşık bir cerrahi veya klinik tedaviye ihtiyaç duyulmaksızın, ilk yardım veya ayakta basit tıbbi pansuman/müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlidir. BTM kavramı tıbbi bir veri olmakla birlikte, nihai vasıflandırması hâkime ait hukuki bir değerlendirmedir.
III. Nitelikli Haller (TCK m. 86/3)
Kanun koyucu, failin veya mağdurun vasfına ya da fiilin işleniş şekline bağlı olarak bir kısım hâlleri nitelikli hal saymış ve bu hâllerde kovuşturmayı şikâyet aranmaksızın re'sen yürütülür kılmıştır:
TCK m. 86/3: "Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silahla, f) (Ek:14/4/2020-7242/11 md.) Canavarca hisle, işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır."
Tedip Hakkı: Aile içerisinde anne-baba-çocuk ilişkilerinde veya okullarda öğretmen-öğrenci ilişkilerinde tedip hakkı (terbiye etme) kapsamında kaldığı savunularak yaralama eylemleri gerçekleştirilebilmektedir. Ancak unutulmaması gereken tedip hakkının oldukça sınırlandırılmış olduğudur. Çocuğun bedensel bütünlüğünü zedelemeye yetki vermemektedir. Hukukumuzda Tedip hakkına atıf yapan en önemli düzenleme TCK' nın 232. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre terbiye etme hakkından doğan disiplin etme yetkisini kötüye kullanan kişi cezalandırılmaktadır.
Velilerin, öğretmenlerin veya bakım ve eğitim yükümlülüğü bulunan kişilerin, gözetimleri altındaki çocukları veya öğrencileri disipline etmek, uslandırmak ve terbiye etmek amacıyla sahip oldukları yetkidir. Tedip hakkı çocuğa veya öğrenciye fiziksel şiddet uygulama hakkı vermez. Bu kapsamdaki eylemler uluslararası sözleşmeler gereği oldukça dar yorumlanmaktadır. Tedip hakkı yasal dayanağı olmayan bir uygulamadır. Özellikle öğretmenlerin öğrencilerine yönelik yaralama eylemleri hangi seviyede olursa olsun Yargıtay güncel içtihatlarına göre tedip hakkının yasal olmayan bir gerekçe olduğu vurgulanarak, yerel mahkemelerin tedip hakkı kapsamında kaldığını değerlendirerek verdiği beraat kararlarının bozularak geri gönderildiği görülmektedir.
Yargıtay’ ın yerleşik içtihatlarında bizim kesinlikle katılmadığımız haliyle maalesef imam nikahlı eşler, arada resmi bir nikah olmadığı için eşleri tarafından işlenen kasten yaralama suçunun mağduru olduklarında fail eş bu nitelikli hal kapsamında değerlendirilmemektedir.
Yargıtay’ ın başka bir yerleşik uygulamasında, TCK m. 86/3'te sayılan nitelikli hâllerin yaralama fiilinin ağırlığıyla değil, failin veya mağdurun vasfı ya da fiilin işleniş şekliyle ilgili olduğu; buna karşılık yaralama fiilinin ağırlığının TCK m. 86/1 ile m. 86/2 arasındaki ayrıma taalluk ettiği kabul edilmektedir. Bu çerçevede bir yaralama basit tıbbî müdahale ile giderilebilecek düzeyde kalmış olsa dahi, aynı zamanda TCK m. 86/3'teki nitelikli hâllerden biri gerçekleşmişse (örneğin silahla veya eşe karşı işlenmişse) eylem şikâyete tabi olmaktan çıkar, re'sen kovuşturulur ve ceza artırımlı uygulanır.
Önemle belirtmek gerekir ki, bu nitelikli halin uygulanmasında eşin kadın veya erkek olmasının bir önemi yoktur.
Yine eşler boşandıktan sonra başka birileriyle evlenseler dahi ikinci evliliklerinden sonra birbirlerine karşı gerçekleştirecekleri kasten yaralama eylemleri yine bu nitelikli hal kapsamında değerlendirilmelidir.
Kadın eşe karşı işlenen yaralamalarda TCK 86/2 fıkrasının ikinci cümlesi dikkate alınmalıdır. ”…Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.” bu durumda failin yaraladığı kişinin bu bentte sayılan akrabalardan olduğunu bilmesi ve buna rağmen kasten yaralama eylemini gerçekleştirmiş olması gerekir.
Eşe karşı işlenen cinsel saldırı suçu şikayete tabi olduğundan bu suç işlenirken uygulanan kasten yaralama eylemi, cinsel saldırı suçunun içinde kalacak ve şikayetten vazgeçme kasten yaralama suçunu da kapsayacaktır.
Kendisini beden veya ruh bakımında savunamayacak durumunda olan kişilere; ihtiyar, sakat, akıl hastası, yatalak, görme engelli, uyku halinde olan kişileri ve uyuşturucu madde etkisi altındaki kişiler v.s. kişileri kapsar. Uyuşturucu madde mağdurun kendi isteği ile alınmış olsa dahi bu nitelikli hal uygulanacaktır.
Yargıtay uygulamasında 12 yaşından küçük çocukların da mağdur olmaları halinde failin eyleminin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği görüşü mevcuttur. Eski tarihli bir kararında ise bu hükmün uygulanıp uygulanmayacağı yönünde rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Kamu görevini yerine getiren kişinin kamu görevini yerine getirmesi sebebiyle kendisine karşı işlenen kasten yaralama eylemi bu kapsamdadır. Mağdurun kamu görevini yerine getirmesi sebebiyle bu suç kendisine karşı işlenmelidir. Eylem işlendiği esnada mağdurun kamu görevlisi olmasının bir önemi yoktur. Mağdur, kamu görevini yerine getirdiği dönemde görevin gereklerine uygun davrandığı için sonradan istifa etmiş veya emekliliğe ayrılmış olsa dahi kasten yaralama eylemi gerçekleştirilmişse nitelikli hal kapsamında değerlendirilir.
Kamu görevlisi ile memur kavramı birbirine karıştırılmaması gerekir. Kamu görevlisi memurları da içine alan oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Örneğin mahkemede tanık olarak dinlenen kişi kamu görevine haizdir. Ancak memur değildir. Spor müsabakalarında resmi görev alan hakemler kamu görevine haizdir.
Suçun kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlemesi halinde bu ağırlaştırıcı neden uygulanır. Örneğin kolluk görevlisinin suç işlemiş olan kişiye fiziksel şiddet uygulaması bu kapsamdadır. Okuldaki öğretmenin öğrenciyi dövmesi halinde de bu nitelikli hal gerçekleşmiş olur.
Suçun Silahla işlenmesi hali de yine ağırlaştırıcı sebeptir. Burada silah kavramından sadece ateşli silahları algılamamak gerekir. Ateşli silahlar, patlayıcı maddeler, her türlü kesici, delici aletler, nükleer, biyolojik, kimyasal, radyoaktif maddeler ile saldırı veya savunma amacıyla yapılmış olmasa dahi fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler somut olayın özelliğine göre silah kapsamında değerlendirilebilir.
Suçun kadına karşı işlenmesi de yine nitelikli hallerdendir. Ancak bu düzenleme kanaatimizce uygulamada sorunlar doğurabilecek niteliktedir.
Kadına karşı işlenen nitelikli hal sadece TCK’ nın 86/2 hükmünde düzenlemiş olan basita yaralama suçu kapsamında kalan eylemlerde uygulanabilecektir. İşlenen eylemin TCK 86/1 veya 87. madde kapsamında kalması durumunda bu hüküm uygulanmayacaktır.
Suçun sağlık çalışanlarına karşı işlenmesi durumu da bir diğer nitelikli haldir. Mağdur, sağlık personeli veya yardımcı sağlık personeli olmalıdır. Doktor, hemşire, röntgen teknisyeni, 112 çalışanı, ambulans şoförü v.s. bu kapsamdadır. Mağdurun devlet veya özel hastanede çalışmasının bir önemi yoktur. Mağdura yönelik eylem yine kamu görevlilerinde olduğu gibi mağdurun görevi sebebiyle işlenmelidir. Yine eylemin gerçekleştirildiği esnada mağdurun illa görev başında olması gerekmez. Örneğin gündüz ambulans ile acil hasta götüren ambulans şöförüyle trafikte tartışıp mesaiden sonra evine giderken takip ederek eve gireceği sırada yaralayan failin eylemi bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Kanaatimizce sağlık personeline karşı işlenen yaralama eyleminin hem kamu görevi yerine getiren kişiye karşı işlendiği gerekçesiyle TCK 86/3-c hükmüne göre artırım yapmak hem de sağlık personeli olduğu için bir kez daha artırım yapmak hakkaniyet açısından uygun değildir.
IV. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama (TCK m. 87)
Kasten yaralama fiilinin failin kastettiğinden daha ağır bir netice doğurması hâli, TCK m. 87'de kademeli bir sisteme bağlanmıştır.
Sürekli Zayıflama, Zorluk ve Yaşam Tehlikesi (TCK m. 87/1): Fiilin duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, konuşmada sürekli zorluğa, yüzde sabit ize, yaşamı tehlikeye sokan bir duruma veya gebe bir kadına karşı işlenip çocuğun vaktinden önce doğmasına neden olması hâllerinde ceza bir kat artırılır; verilecek ceza birinci fıkraya giren hâllerde dört yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde altı yıldan az olamaz.
İşlev Yitimi, Kalıcı Değişiklik ve Çocuk Düşmesi (TCK m. 87/2): Fiilin iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmeye, duyu veya organ işlevinin yitirilmesine, konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, yüzün sürekli değişikliğine veya gebe kadının çocuğunun düşmesine neden olması hâlinde ceza iki kat artırılır; verilecek ceza birinci fıkraya giren hâllerde altı yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde dokuz yıldan az olamaz.
Kemik Kırığı veya Çıkığı (TCK m. 87/3): "(Değişik: 6/12/2006 – 5560/4 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır."
Ölüm Neticesi (TCK m. 87/4): "Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde on yıldan ondört yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise ondört yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."
TCK m. 87/4'ün tatbik alanı bakımından Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.09.2018 tarihli, E. 2015/1254, K. 2018/354 sayılı kararında, ayırıcı ölçütün yaralanmanın ağırlığı olduğu ve ölüm neticesini meydana getiren yaralanmanın TCK m. 86/1 kapsamında bir yaralanma olması gerektiği vurgulanmıştır: "TCK'nın 87. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanabilmesi bakımından ayırıcı ölçüt yaralanmanın ağırlığı olup ölüm neticesini meydana getiren yaralanmanın TCK'nın 86. maddesinin birinci fıkrası kapsamında bir yaralanma olması gerekmektedir." Aynı kararda, TCK m. 86/2 kapsamındaki basit tıbbî müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif bir kasten yaralama fiilinin işlenmesi sırasında ölüm neticesinin meydana gelmesi ihtimalinde TCK m. 87/4'ün uygulanma imkânı bulunmadığı belirtilmiştir.
Taksir Sorumluluğu: Aynı Genel Kurul ilamında, failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için bu neticenin öngörülebilir olması gerektiği ilkesi ortaya konmuştur: "taksirli suçlarda da, gerek icrai hareketin gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir" ve "İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir."
Kalıcı işlev kaybına ilişkin olarak Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 24.02.2022 tarihli, E. 2021/11526, K. 2022/1448 sayılı kararında, sanık hakkında TCK m. 86/1, 87/2-b, 62, 53 uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmü hukuka uygun bulunmuştur. Kemik kırığı bakımından ise Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 19.12.2011 tarihli, E. 2010/829, K. 2011/7981 sayılı kararında, mağdurlara yönelik kemik kırığına ilişkin yaralama eyleminin TCK m. 87/3 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK hükümlerinin lehe olan kanunun tespiti bakımından somut olarak karşılaştırılması gerektiği vurgulanarak hüküm bozulmuştur.
V. İhmali Davranışla İşlenmesi (TCK m. 88)
Kasten yaralama suçunun ihmali davranışla işlenmesi hâli TCK m. 88'de ayrıca düzenlenmiştir:
TCK m. 88/1: "Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur."
Bu hüküm; failin kanundan, sözleşmeden veya önceden gerçekleştirdiği tehlikeli bir eylemden doğan icrai yükümlülüğünü (garantörlük sıfatını) yerine getirmeyerek mağdurun yaralanmasına sebebiyet vermesi hâlini kapsamaktadır.
VI. Korunan Hukuki Değer, Suçun Unsurları ve Temel Kavramlar
Korunan hukuki değer, kişinin Anayasa m. 17 ile teminat altına alınan vücut dokunulmazlığıdır; bu değer yalnızca anatomik ve fiziksel bütünlüğü değil, fizyolojik sağlığı, ruhsal dengeyi ve bireyin çevresini idrak etmesine yarayan algılama yeteneğini de kapsar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.02.2020 tarihli, E. 2017/1038, K. 2020/136 sayılı ve 17.12.2020 tarihli, E. 2017/313, K. 2020/526 sayılı kararlarında belirtildiği üzere; "Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır."
Suçun Maddi Unsuru: TCK 86/1 de sayılmıştır. Buna göre; vücuda acı vermek, sağlığı bozmak ve algılama yeteneğini bozmaktır.
Kavramsal düzeyde, acı verme mağdurun fiziki varlığında rahatsızlık, sızı veya elem meydana getirilmesi; vücutta gözle görülebilir bir lezyon bırakmasa dahi acı hissi uyandıran her fiil tipikliği gerçekleştirir. Sağlığın bozulması, kişinin beden veya ruh fonksiyonlarının olağan işleyişinin geçici ya da sürekli olarak bozulması, hastalanması ya da mevcut bir hastalığın alevlendirilmesidir. Algılama yeteneğinin bozulması ise mağdurun temyiz kudretinin, çevresinde gelişen olayları algılama, muhakeme etme veya iradi hareket etme kabiliyetinin kasten sekteye uğratılmasıdır (örneğin mağdura zorla veya hileyle uyuşturucu/uyutucu madde verilmesi).
Önemli olan noktalardan bir tanesi de yapılan eylem neticesinde mağdurun hissedeceği acının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Ancak eylemin şiddetine göre uygulanacak ceza değişebilecektir.
Mağdura verilecek doktor raporunda ”basit bir tıbbi müdahale” ile giderilebilecek nitelikte bir yaralanma söz konusuysa TCK 86/2 hükmü uygulanır. Bu yaralanma basit bir tıbbi müdahale ile giderilemiyor ve de 87. Maddedeki nitelikli hallere girmiyorsa TCK 86/1 fıkra hükmü uygulanır.
Raporda darp ve cebir izine rastlanılmaması hali: Bazı durumlarda eylem neticesinde mağdura acı verilmekle birlikte alınan doktor raporlarında darp ve cebir izine rastlanılmadığı bilirtilmektedir. Bu gibi durumlarda elde bulunan diğer delillerle (tanık beyanları, video kaydı, şüpheli ikrarları v.b.) şüphelinin eylemi gerçekleştirdiği tespit edilebiliyorsa mağdurun vücuduna acı verme (TCK m. 86/1) gerçekleşmiş olup fiilin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde TCK 86/2 hükmü uygulanır.
Suçun manevi unsuru: Bu suç doğrudan kast ile işlenir. Genel kastın bulunması yeterlidir. Ayrıca saike gerek yoktur. Bir kişiye şaka yoluyla vurulsa dahi bu suç işlenmiş kabul edilir.
Bu suç olası kast ile de işlenebilir. Yanyana yürüyen iki kişiden birine karşı husumet besleyen fail, husumetli olduğu mağdura karşı arabasıyla çarpmak suretiyle eylemi gerçekleştirirken mağdurun yanında yürüyen diğer kişinin yaralanmasıyla da fail bu suçu ikinci mağdura karşı da işlemiş kabul edilir. Failin burada ”olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiği kabul edilir.
Kasten yaralama suçunda failin kastının belirlenmesi son derece önemlidir. Failin kastı öldürmeye yönelikse kasten yaralama suçu değil, kasten öldürmeye teşebbüs hükümleri uygulanacak ve failin alacağı ceza artacaktır.
VII. Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Ayrımı
Failin eyleminin kasten yaralama mı yoksa kasten öldürmeye teşebbüs mü oluşturduğunun tespiti, uygulamadaki en kritik uyuşmazlık konularından biridir. Yargıtay içtihadında bu ayrım; hedef alınan vücut bölgesi, isabet sayısı ve şiddeti, aradaki husumetin düzeyi, olayın hareketli veya sakin bir ortamda geçmesi, engel bir neden olmaksızın failin eylemine kendiliğinden son verip vermediği ve olay sonrasındaki davranışları gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesiyle yapılmaktadır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, E. 2024/7520, K. 2026/338 sayılı kararında; "sanığın hedef aldığı vücut bölgeleri, isabet yerleri, katılandaki yaralanmaların niteliği ve sanığın eylemine kendiliğinden son vermesi hususları birlikte değerlendirildiğinde" suç vasfının belirleneceği, "sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüpheli kaldığı, suç vasfının kasten yaralama olarak kabulünde isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından" Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının suç vasfına yönelik temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verildiği belirtilmiştir.
Aynı Dairenin 12.03.2024 tarihli, E. 2023/6368, K. 2024/1619 sayılı kararında; "Yaraların yerleri ve nitelikleri ile tanıklar C.T., İ.T., .... ve B.K.'nin beyanlarına göre sanığın engel bir durum bulunmamasına rağmen eylemine kendiliğinden son vermesi dikkate alındığında suç vasfının kasten yaralama olarak kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı" kabul edilmiş; ilk derece mahkemesinin, tanıklar C.T. ve B.K.'nin beyanları dikkate alındığında sanığın mağdura karşı saldırısına kendiliğinden son verdiği, mağdurun vücudunda meydana gelen yaraların sırtında ve gluteal alanda olduğu ve gluteal alandaki yaranın yaşamını tehlikeye soktuğu hususlarını bir bütün olarak değerlendirerek eylemin yaralama suçunu oluşturduğu yönündeki kabulüne Bölge Adliye Mahkemesince isabetsizlik görülmemiş, Daire de hükmün onanmasına karar vermiştir.
28.10.2025 tarihli, E. 2025/5759, K. 2025/7534 sayılı kararda ise; "sanığın kavganın hareketli ortamında hedef gözetme imkanının ve katılan ile arasında öldürmeyi gerektirecek düzeyde bir husumetinin bulunmaması, ciddi bir engel neden olmadan eyleme kendiliğinden son vermesi ve katılandaki bıçak yarasının bir tane olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüpheli kaldığı" gerekçesiyle katılan vekilinin suç vasfına yönelen temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 06.07.2022 tarihli, E. 2022/6104, K. 2022/6320 sayılı kararında da, sanığın eylemi TCK m. 86/1, 86/3-e, 87/2-b uyarınca nitelikli kasten yaralama olarak nitelendirilip hüküm oy çokluğuyla onanmıştır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 16.12.2024 tarihli, E. 2024/883, K. 2024/8476 sayılı kararında da, katılan vekilinin kasten öldürmeye teşebbüs itirazı, "eylemin sanık tarafından yaralama kastıyla gerçekleştirildiğinin saptandığı" gerekçesiyle reddedilmiş ve TCK m. 86/1, 86/3-e, 87/3, 62, 53 uyarınca kurulan mahkûmiyet yerinde görülmüştür.
VIII. Meşru Savunma ve Haksız Tahrik Uygulaması
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 11.01.2024 tarihli, E. 2022/12784, K. 2024/245 sayılı kararında, meşru savunma müessesesinin uygulanabilmesi için "saldırı teşkil eden ilk hareketin sanıktan kaynaklanmaması, saldırı ile savunma arasında orantılılık bulunması gibi kriterlerin aranacağı" açıkça ifade edilmiştir.
İlk haksız hareketin belirlenememesi hâlinde asgari tahrik indirimi: Aynı kararda, somut olayda ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı hususundaki şüphenin sanık lehine yorumlanmasıyla sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği, bu nedenle meşru savunma koşullarının oluşmadığı ve ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının tespit edilemediği somut olayda Ceza Dairelerinin yerleşmiş ve süreklilik gösteren uygulamaları uyarınca asgari oranda (1/4) haksız tahrik indirimi yapılmasında isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 14.06.2023 tarihli, E. 2023/3073, K. 2023/4199 sayılı kararında da, ilk haksız hareketin kimden geldiği tespit edilemeyen şekilde çıkan tartışmanın kavgaya dönüştüğü olayda, ilk haksız hareketin kimden geldiğinin tespit edilememesi nedeniyle sanık lehine meşru savunma koşullarının oluşmadığı ve asgarî oranda haksız tahrik indirimi uygulanmasının isabetli olduğu kabul edilmiştir.
Tahrikin varlığı ve indirim oranı hakkaniyeti: Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 19.12.2011 tarihli, E. 2010/829, K. 2011/7981 sayılı kararında; toplu saldırı altında kalan ve hayati tehlike geçirmeden yaralanan sanık hakkında ağır haksız tahrik nedeniyle indirim yapılmasının doğru olduğu, ancak alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyet uyarınca makul düzeyde indirim yapılması gerekirken azami oranda indirim yapılmasının eksik ceza tayini niteliğinde olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.
Haksız tahrikin oluşmadığı hâller: Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 04.04.2023 tarihli, E. 2022/14904, K. 2023/1612 sayılı kararında, sanığın ileri sürdüğü hakaret iddialarının tanık beyanlarıyla desteklenmemesi karşısında haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmadığı; 16.12.2024 tarihli, E. 2024/883, K. 2024/8476 sayılı kararında da katılandan sanığa yönelen haksız tahrik teşkil eden söz veya davranış bulunmadığından tahrik indirimi talebinin reddi yerinde görülmüştür. Aynı yönde, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 23.01.2018 tarihli, E. 2016/5257, K. 2018/155 sayılı kararında da sanığın eyleminin TCK m. 86 kapsamında nitelendirilmesinde ve haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasında isabetsizlik görülmemiştir.
IX. Delillerin Değerlendirilmesi, Adli Tıp Raporları
Adli tıp raporlarının önemi: Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 08.07.2025 tarihli, E. 2025/2837, K. 2025/5610 sayılı kararında; "Oluşa, katılanların Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan raporlarının içeriğine, dosyadaki beyanlara göre sanıkların eylemlerinin kasten yaralama olarak nitelendirilmesinde isabetsizlik görülmediği" belirtilmiştir. Buna karşılık Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 14.06.2023 tarihli, E. 2023/3073, K. 2023/4199 sayılı kararında aktarılan Yargıtay (Birleşen) 3. Ceza Dairesinin 02.12.2020 tarihli, E. 2020/14466, K. 2020/17836 sayılı bozma ilamında, mağdurun geçici ve kesin raporları ile tüm tedavi evrakının en yakın Adli Tıp Şube Müdürlüğüne gönderilerek rapor aldırılması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz raporla hüküm kurulması bozma nedeni sayılmış; Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 04.04.2023 tarihli, E. 2022/14904, K. 2023/1612 sayılı kararında aktarılan aynı Dairenin 10.11.2021 tarihli, E. 2021/11238, K. 2021/14008 sayılı bozma ilamında da mağdurun hayati tehlike geçirip geçirmediğinin Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesince tespit ettirilmesi gerektiği hususuna işaret edilmiştir.
Delillerin bütünlüğü ve sübut: Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 08.02.2023 tarihli, E. 2020/27335, K. 2023/897 sayılı kararında; mağdur beyanı, sanık savunması, kolluk tutanağı ve adli rapor birlikte değerlendirilerek sanığın kasten yaralama suçunu işlediğinin sabit olduğu; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.12.2020 tarihli, E. 2017/313, K. 2020/526 sayılı kararında da katılanın istikrarlı beyanları ile adli rapor içeriğinin örtüşmesi karşısında beraat kararının isabetsiz olduğu kabul edilmiştir.
X. İştirak, İçtima, Zincirleme Suç Hükümleri ve Kanun Yolu Denetimi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 11.01.2024 tarihli, E. 2022/12784, K. 2024/245 sayılı kararında; sanığın başlangıçta yaralama kastıyla hareket etmediği, ancak olayın gelişimi sırasında kastının yaralamaya dönüştüğü belirtilerek, temyiz dışı sanıkla aynı kasıtla birlikte hareket etmelerini gerektiren bir süreç bulunmadığı, sanığın temyiz dışı sanığın tabancası olduğuna ilişkin bilgisi bulunmadığı yönündeki savunması ve katılanın yaralanmasının ateşli silahla oluştuğu karşısında, sanığın eyleminin TCK m. 86/2 ve 86/3-e kapsamında kalan kasten yaralama suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
İÇTİMA: Kasten yaralama eylemi neticesinde, birden çok nitelikli hal oluşabilir. Buna ragmen fail olayda meydana gelen en ağır netice sebebiyle cezalandırılır. Hafif olan yaralamadan ayrıca ceza verilmez. Başka bir durum olarak aynı miktarda cezaya bağlanmış iki nitelikli hal veya iki neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama birleşirse, bu iki nitelili hal veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış sonuşların ikisi uygulanarak iki ceza verilmez. Tek bir ceza verilir. Örneğin failin mağdura karşı eyleminde hem yüzünde sabit iz bırakmış hem de mağdurun duyu organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olmuşsa TCK 87/1’ e göre bir defa atırım yapılır. İki defa yapılmaz. Ancak silahla yüzde sabit iz bırakacak şekilde yaralama eylemi gerçekleştirilirse TCK 86/3 maddesine göre belirlenecek ceza 87. Maddesine göre artırılarak uygulanacaktır.
Fikri içtima (TCK m. 44): Fikri içtimanın uygulanabilmesi için olayda iki farklı suç olmalıdır. Bu tür durumlarda fikri içtima uygulanabilecektir. Örneğin; Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 30.01.2023 tarihli, E. 2022/13959, K. 2023/168 sayılı kararında, hükümlünün gözünde gözlük olduğunu bilerek katılana vurmak suretiyle katılanın gözlüğünün kırılmasına ve basit nitelikte yaralanmasına neden olduğu olayda, TCK m. 44/1 gözetilerek daha ağır cezayı ihtiva eden mala zarar verme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine kasten basit yaralama suçundan cezalandırılmasının Kanun'a aykırı olduğu; bu düzenlemeyle kanun koyucunun, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilinin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli gördüğü ve bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının önüne geçilmesini amaçladığı vurgulanmıştır.
Zincirleme Suç Hükümleri: TCK 43/3 gereği zincirleme suç hükümleri kasten yaralama suçlarında uygulanmaz. Aynı suç işleme kararı ile farklı zamanlarda tek bir kişiye karşı işlenen iki veya daha fazla kasten yaralama eylemleri, farklı zamanlarda işlenen her bir eylem için ayrı ayrı cezalandırılacaktır.
Temyiz edilebilirlik sınırı: Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 28.10.2025 tarihli, E. 2025/5759, K. 2025/7534 sayılı kararında; CMK m. 286/2-a uyarınca ilk derece mahkemelerince hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyiz incelemesine tabi olmadığı, incelemeye konu kasten yaralama suçunun CMK m. 286/3 kapsamında da bulunmadığı gözetilerek temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
XI. Şikâyet Koşulu, Uzlaştırma ve Dava Stratejisine Etkileri
Kasten yaralama suçunun usul hukuku yansımaları, kovuşturma koşulları ve alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır.
Şikâyet koşulu ve süresi:
- TCK m. 86/1 (temel hal) ile TCK m. 87 (ağırlaşmış haller) re'sen soruşturulur ve kovuşturulur; şikâyete bağlı değildir.
- TCK m. 86/2 (BTM) kapsamındaki fiillerde ceza, mağdurun şikâyeti üzerine hükmolunur.
- TCK m. 86/2 kapsamındaki bir fiil, TCK m. 86/3'te sayılan nitelikli hâllerden biriyle (silahla, eşe/boşandığı eşe, üstsoya/altsoya, kamu görevlisine karşı vb.) işlenirse, suç şikâyete tabi olma vasfını yitirir ve re'sen takibe tabi hâle gelir.
Uzlaştırma kurumu: CMK m. 253/1-b uyarınca kasten yaralama suçunda uzlaştırma, TCK m. 86/3'teki nitelikli hâller hariç tutularak öngörülmüştür; buna göre TCK m. 86/1 (temel hal), TCK m. 86/2 (BTM) ve TCK m. 88 (ihmali davranışla işlenmesi) kapsamındaki fiiller uzlaştırmaya tabidir. Suçun TCK m. 86/3'teki nitelikli hâllerle işlenmesi veya neticesi sebebiyle ağırlaşması (TCK m. 87) durumunda uzlaştırma usulü uygulanamaz; dosya incelemesinde uzlaşma taleplerinin suç vasfının BTM düzeyine çekilmesine endeksli olduğu gözetilmelidir.
Adli tıp ve bilirkişi raporlarının denetimi: Dosyada yaralanmanın niteliğine dair Adli Tıp Şube Müdürlüğü veya Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulu raporlarının temini gerekmekte olup; savunma ve iddia makamının, yaralanmanın BTM ile giderilip giderilemeyeceği, kemik kırığının hayat fonksiyonlarına etkisi (1 ila 6. derece arası), sabit iz ve organ işlev kaybı hususlarını Adli Tıp Kurumu kriterleri doğrultusunda denetlemesi gerekir.
Haksız tahrik savunması (TCK m. 29): Karşılıklı kavgada ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının kesin olarak tespit edilemediği durumlarda, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince fail lehine asgari oranda (1/4) haksız tahrik indirimi tatbik edilmelidir.
XII. Doktrindeki Yaklaşımlar ve Tartışmalı Alanlar
Tipikliğin kapsamı ve BTM'nin hukuki niteliği: Doktrinde hâkim olan yaklaşım, TCK m. 86/1'i temel suç tipi; TCK m. 86/2'yi ise bağımsız bir suç tipi olmayıp temel suçun daha az cezayı gerektiren hafifletici bir hâli olarak kabul etmektedir. BTM kapsamındaki fiillerin de kasten yaralama haksızlık içeriğini barındırdığı, ancak kanun koyucunun fail lehine ceza indirimi ve şikâyet koşulu getirerek ceza politikasını şekillendirdiği ifade edilmektedir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış yaralamada kusur: Kastedilenden daha ağır neticeden sorumluluk bakımından TCK m. 23/1 hükmü şöyledir: "Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir."
BTM düzeyindeki yaralama sonucu ağır netice/ölüm meydana gelmesi tartışması: Yüksek Mahkeme'nin ve doktrindeki hâkim çizginin yaklaşımına göre, TCK m. 87 hükümlerinin (özellikle m. 87/4) uygulanabilmesi için temel yaralama hareketinin mutlaka TCK m. 86/1 ağırlığında olması gerekmektedir; zira kanun koyucu m. 87/4 metninde yalnızca birinci ve üçüncü fıkraya atıf yapmış, ikinci fıkraya (86/2) yollama yapmamıştır. Bu yaklaşıma göre, BTM düzeyinde kalan bir eylemin ölümle sonuçlanması hâlinde TCK m. 87/4 uygulanamaz; şartları varsa taksirle öldürme (TCK m. 85) hükümleri gündeme gelir. Hâkim ve yerleşik uygulama, temel yaralama fiilinin TCK m. 86/1 ağırlığında olması şartını aramaya devam etmektedir.
Kadına ve boşandığı eşe karşı yaralamada koruma boyutu: Mağdurun kadın olması (TCK m. 86/2 son cümle) ile mağdurun eş/boşandığı eş olması (TCK m. 86/3-a) hâllerinin birlikte gerçekleşmesi durumunda, fikri içtima ve ceza tayini kurallarının failin aleyhine mükerrer artırım yaratmayacak şekilde uygulanması gerektiği doktrinde tartışılmaktadır.
Kadına karşı işlenen yaralama suçunun nitelikli halde olması bir takım sorunları da bereberinde getirmektedir. Örneğin kadın kavramının tam olarak kapsamı çizilmemiştir. Cinsiyet değiştirerek kadınlığa geçen kişilerde bu hüküm uygulanacak mıdır? Yine 8 yaşında olan bir kız çocuğu açısından bu hüküm uygulanacak mıdır? Başka bir açıdan bakılacak olursa birbirini yaralayan kadınlara da bu nitelikli hal uygulanmalıdır. Ancak erkekler açısından böyle bir düzenleme olmadığından benzer durumda olup birbirlerini yaralayan erkekler daha az ceza alacaklardır. Doktrinde de çeşitli yazarlar (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Özel-20.bsk, s.169.) bu düzenleme yerine cinsiyet farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle işlenen öldürme veya yaralama suçlarının nitelikli hal olarak düzenlenmesi gerektiği görüşündedirler.
Açık kalan sorular: Mağdurda fail tarafından bilinmeyen ve dışarıdan anlaşılamayan bir kalp veya damar hastalığının, failin hafif bir BTM darbesi veya itmesi sonucu tetiklenerek ölüme yol açması hâlinde, faili yalnızca BTM kasten yaralamadan mı yoksa taksirle öldürmeden mi sorumlu tutmak gerektiği hususu güncelliğini korumaktadır. Aynı şekilde, fiziksel bir darp olmaksızın sistematik korkutma veya şok yaratma fiilleri sonucunda mağdurda ortaya çıkan ruhsal travmaların TCK m. 86/1 anlamında "sağlığın bozulması" sayılıp sayılmayacağı hususundaki adli tıp kriterleri de gri alan barındırmaktadır. Yüzde kalan kalıcı bir izin TCK m. 86/1'den mi yoksa m. 86/2'den mi türetileceği hususu da güncelliğini koruyan bir diğer tartışma konusudur.
XIII. Sonuç
Kasten yaralama suçu, Türk Ceza Hukuku uygulamasında en yüksek dava yoğunluğuna sahip suç tiplerinden biri olup maddi ceza hukuku ile adli tıp biliminin kesişim noktasında yer almaktadır. Suçun temel şekli (TCK m. 86/1) ile hafifletilmiş şekli (TCK m. 86/2) arasındaki ayrım yalnızca ceza miktarını değil; şikâyet ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerinin uygulanabilirliğini de baştan sona değiştirmektedir. Mağdurun uğradığı zararın ağırlığı tek başına suç vasfını belirlemeye yetmemekte; failin kastının kasten öldürmeye teşebbüs mü, kasten yaralama mı yoksa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama mı olduğu, Yargıtay'ın yerleşik kriterleri (darbe sayısı ve şiddeti, hedef alınan bölge, aradaki husumet ve engel sebebin varlığı) ışığında belirlenmektedir. TCK m. 23 gereğince, fiilin kastedilenden daha ağır bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde failin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.
Uygulamada dosya incelemesinde izlenmesi gereken temel basamaklar; mağdurun vücuduna acı verilip verilmediğinin veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulup bozulmadığının kesin delillerle (tanık, kamera kaydı, adli muayene raporu) ortaya konulması; failin öldürme mi yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiğinin darbenin şiddeti, vurulan bölge, vasıtanın mahiyeti ve eylemin sonlanış biçimi irdelenerek saptanması; ilk hekim raporundaki BTM tespitinin mutlak kabul edilmeyip yüzde sabit iz veya organ işlev zayıflaması gibi kalıcı neticelerin gelişip gelişmediği beklenerek kesin rapor aldırılması; eylemin eşe, boşandığı eşe, kadına karşı işlenip işlenmediğinin veya silah kullanılıp kullanılmadığının tespit edilerek re'sen takip ve artırım kurallarının uygulanması; ağır netice ve ölüm hâllerinde mağdurun önceden var olan rahatsızlıkları ile failin eylemi arasındaki illiyet bağının ve öngörülebilirliğin tartışılması; karşılıklı darp olaylarında olayın başlangıcı aydınlatılamıyorsa TCK m. 29'un asgari oranda işletilmesidir.

