DMN Hukuk logosu

İş Hukukunda Hizmet Tespiti Davaları: Güncel Mevzuat ve Yargıtay Kararları

SGK'ya bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışma sürelerinin tespitine yönelik hizmet tespiti davasının hukuki niteliği ve usulü güncel Yargıtay kararları çerçevesinde incelenmektedir.

Tüm makaleler

İŞ HUKUKUNDA HİZMET TESPİTİ DAVALARI: GÜNCEL MEVZUAT VE YARGITAY KARARLARI

Mevzuat hükümleri ile güncel Yargıtay kararları esas alınarak hazırlanmıştır

1. Giriş ve Hukuki Nitelik

Hizmet tespiti davaları; fiilen iş sözleşmesine dayalı olarak çalışmış olmasına karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmeyen veya prim gün sayıları ile prime esas kazançları eksik bildirilen sigortalıların çalışma sürelerinin mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayan, sosyal güvenlik hakkını teminat altına alan olumlu bir tespit davasıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 106 anlamında bir tespit davası olan bu dava türüyle bir edimin (alacağın tahsilinin) yerine getirilmesi talep edilmemekte; sosyal güvenlik hukuku bakımından tescile ve prim tahakkukuna esas olacak fiilî çalışma olgusu belirlenmektedir.

2. Yasal Dayanak

5510 sayılı Kanun'un 86. maddesinin dokuzuncu fıkrasında hizmet tespiti davası ve hak düşürücü süre açıkça düzenlenmiştir:

"Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır."

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, E. 2025/10504, K. 2026/1460 sayılı kararında davanın dayanağının "506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri" olduğu belirtilerek, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların kamu düzeniyle ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla yürütülmesinin zorunlu olduğu vurgulanmıştır.

5510 sayılı Kanun'un 92. maddesinin birinci fıkrası uyarınca:

"Kısa ve uzun vadeli sigorta kapsamındaki kişilerin sigortalı ve genel sağlık sigortalısı olması, genel sağlık sigortası kapsamındaki kişilerin ise genel sağlık sigortalısı olması zorunludur. Bu Kanunda yer alan sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümler geçersizdir."

Aynı Kanun'un 8. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca:

"Sigortalılar, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç bir ay içinde, sigortalı olarak çalışmaya başladıklarını Kuruma bildirirler. Ancak, sigortalının kendini bildirmemesi, sigortalı aleyhine delil teşkil etmez."

5510 sayılı Kanun'un 4/1-a bendi uyarınca, hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesi iş sözleşmesini "bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme" olarak tanımlamaktadır.

3. Kamu Düzeni Niteliği ve Re'sen Araştırma İlkesi

Hizmet tespiti davaları, sosyal güvenlik hakkının vazgeçilmez niteliği nedeniyle kamu düzenine ilişkindir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.01.2018 tarihli, E. 2017/886, K. 2018/57 sayılı kararıyla direnme kararı Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmuş olup, kararda aktarılan Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 21.05.2012 tarihli bozma kararında şu tespit yapılmıştır:

"Bu bakımdan, hizmet tespitine ilişkin davalar sosyal güvenlik hakkı ve kamu düzeni ile ilgili olup, kişi iradesi belirleyici etkiye sahip değildir. İçerisinde bulunduğu yasal statünün belirlediği durum doğrudan dikkate alınır. Bu nedenle hakim, kendiliğinden araştırma yapma yetkisine sahiptir."

Sosyal güvenlik hakkının devredilemez ve vazgeçilemez niteliği pek çok kararda vurgulanmaktadır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 27.04.2010 tarihli, E. 2009/6898, K. 2010/4859 sayılı kararında "506 sayılı Yasanın 6. maddesinde yazılı olduğu şekilde sigortalı olma hak ve yükümlülüğünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez devredilemez" ilkesi anımsatılarak, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır .

Kamu düzeni ilkesinin yargılamaya başlıca yansımaları şunlardır:

Özel duyarlılık ve itina: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.11.2021 tarihli, E. 2021/4901, K. 2021/14199 sayılı kararında, "Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur" denilmiştir.

Kabul beyanının hüküm doğurmaması: Kamu düzeni nedeniyle tarafların serbest tasarrufu geçerli değildir. Hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin olması ve özel bir duyarlılıkla yürütülmesinin zorunlu olması nedeniyle, davalı işverenin tek taraflı kabul beyanı bu davalarda hukuki sonuç doğurmaz.

Re'sen araştırma ilkesi: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.11.2021 tarihli, E. 2021/4901, K. 2021/14199 sayılı ilamında, "bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği" özellikle vurgulanmıştır.

Talep hakkında karar verme zorunluluğu: Mahkemece hizmet tespiti talebinin karara bağlanmaması bozma sebebidir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin 27.04.2010 tarihli, E. 2009/6898, K. 2010/4859 sayılı kararında, hizmet süresinin tespitine ilişkin talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ve bozma nedeni oluşturduğu belirtilmiştir.

4. İspat Hukuku ve Mahkemece İzlenecek Araştırma Yöntemi

Sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez.

Kurum kayıtlarının resmi belge niteliği taşıması nedeniyle, davacının resmi kayıtlarda görülmeyen hizmetinin varlığını ancak aynı güçte delillerle kanıtlayabilmesi gerekir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 02.06.2025 tarihli, E. 2025/2801, K. 2025/9344 sayılı ilamında re'sen araştırmanın kapsamı şu şekilde belirlenmiştir:

Resmi belge ve kayıtların celbi: Davacıyla ilgili işverenden tüm belge ve kayıtlar istenmeli, işyerinin Kurum dosyası, ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları celbedilmeli, Kurum müfettiş incelemesi yapılıp yapılmadığı sorularak belgeleri getirtilmelidir.

İşyerinin faaliyeti: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2023 tarihli, E. 2023/4863, K. 2023/5023 sayılı ilamında aktarılan Dairenin 22.05.2019 tarihli bozma ilamında, "ilgili vergi dairesi ve emniyet müdürlüğünden araştırma yapılarak ve bu kurumlarda bulunan davalı iş yeri ile ilgili bütün bilgi ve belgeler celp edilerek, iş yerinin bu dönemde de açık olup olmadığı, çalışmasına devam edip etmediği tespit edilmeli" denilmiştir.

Tanık araştırması ve beyanların denetimi: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 17.04.2024 tarihli, E. 2024/3924, K. 2024/4062 sayılı kararında tanık değerlendirmesine ilişkin ölçütler şöyle belirlenmiştir:

"Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir."

Uyuşmazlığa somut olarak yaklaşımda Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 09.11.2023 tarihli, E. 2023/7659, K. 2023/11083 sayılı ilamıyla şekillenen standart; SGK ve işyeri sicil dosyalarının eksiksiz celbini, ücret ödeme bordroları ve puantaj kayıtlarının getirtilmesini, dönem bordrolarında kayıtlı çalışanların re'sen tespit edilip dinlenmesini, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanların yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmesini, varsa SGK müfettiş denetim tutanaklarının dosyaya kazandırılmasını ve bağlantılı işçilik alacağı dosyalarındaki tanık beyanları arasındaki çelişkilerin giderilmesini kapsamaktadır. Çalışmanın niteliği bakımından da tam süreli mi, kısmi süreli mi yoksa mevsimlik mi olduğunun saptanması gerekmektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 27.02.2025 tarihli, E. 2024/13993, K. 2025/3130 sayılı kararında ise, dinlenen tanık beyanları arasındaki açık çelişkinin giderilmediği ve yeterince tanık dinlenmediği somut olayda, "daha evvel dinlenen tanıkların beyanları arasındaki çelişki giderilmeli, uyuşmazlık konusu husus, hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek karar verilmelidir" denilerek hüküm bozulmuştur.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 11.05.2022 tarihli, E. 2022/4522, K. 2022/6891 sayılı kararında, davacının başka bir işyerinde staj gördüğünün ve staj süresinin resmî kayıt olduğunun anlaşıldığı somut olayda, mahkemece davacının çıraklık eğitiminin süresi, takip edilen eğitim birimi, mezuniyet belgesi, işyerinde yürütülen işler, çalışma arkadaşları, çıraklık sözleşmesinin varlığı ve çalışma saat ve koşullarının birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

5. Dava Şartları ve Kurumun Statüsü

Zorunlu arabuluculuk uygulanmaz: 7036 sayılı Kanun m. 3/1 yalnızca işçi veya işveren alacağı, tazminatı ile işe iade taleplerini kapsamaktadır. Kamu düzenine ilişkin hizmet tespiti davalarında arabuluculuk dava şartı bulunmamaktadır.

SGK'ya önceden başvuru zorunluluğundan muafiyet: 7036 sayılı Kanun m. 4/1 hükmü, "hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur" düzenlemesiyle hizmet tespiti davalarını Kuruma ön başvuru şartından açıkça muaf tutmuştur. Dava, doğrudan işverene karşı açılabilir.

SGK'nın davadaki taraf sıfatı: 7036 sayılı Kanun m. 4/2 hükmü uyarınca:

"Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür."

Buna göre klasik hizmet tespiti davasında husumet doğrudan işverene yöneltilir; SGK davalı olarak gösterilmez, mahkemece re'sen ihbar edilerek davalı işveren yanında fer'î müdahil sıfatıyla davaya dahil olur ve yanında katıldığı işveren kanun yoluna başvurmasa veya davayı kabul etse dahi istinaf ve temyize bağımsız olarak başvurabilir.

6. Hukuki Yarar ve Yaşlılık Aylığı Alanların Durumu

HMK m. 106/2 gereğince tespit davalarında güncel hukuki yararın varlığı aranır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.07.2025 tarihli, E. 2024/545, K. 2025/425 sayılı ilamında, yaşlılık/emekli aylığı bağlanmış sigortalıların dahi bildirilmemiş çalışmalarının tespitinde hukuki yararlarının bulunduğu belirtilerek şöyle denilmiştir:

"Sigortalı ister sosyal güvenlik destek primine tâbi, isterse tüm sigorta kollarına tâbi olarak çalışsın bu çalışma Kanunun öngördüğü belli bir sosyal güvenlik kuruluşu sigortalısı olması, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilmez ve kaçınılmaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü yaratır."

Aynı ilke Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin kararlarında da benimsenmiş olup, bildirim yapılmayan dönemlerdeki çalışmaların tespitinde hukuki yararın bulunduğu ve aksinin kabulü halinde yaşlılık ya da emekli aylığı alan kişilerin sigortasız çalıştırılabileceği gibi sosyal güvenlik hakkının zorunlu ve vazgeçilemez niteliğine aykırı bir sonuç çıkacağı gerekçesiyle davanın dinlenebilir olduğu vurgulanmıştır

7. Kavramsal Ayrım: Sigortalılık Başlangıcı Tespiti ve Hizmet Kaydının Düzeltilmesi Davaları

Hizmet tespiti kurumunun doğru hukuki temele oturtulabilmesi için üç ayrı dava türünün birbirinden ayrılması gerekmektedir:

Hizmet tespiti davası (klasik anlamda): 5510 sayılı Kanun m. 86/9 gereğince, sigortalı sayılan bir çalışanın, aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi Kuruma verilmemiş veya Kurumca tespiti yapılmamış çalışma süreleri ile prime esas kazançlarının belirlenmesi talebidir.

Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası: Hizmet süresinin tamamının tespitinden ziyade, sigortalının ilk fiilî işe başlama tarihinin hüküm altına alınmasını hedefler; çoğunlukla Kurum kayıtlarında işe giriş bildirgesi mevcut olmakla birlikte prim tahakkukunun veya ödemesinin bulunmadığı durumlarda gündeme gelir. Bu dava türünde, klasik hizmet tespitinden farklı olarak SGK'nın doğrudan davalı gösterilmesi gerektiği yaklaşımı da uygulamada yer bulmaktadır.

Hizmetin aidiyeti (hizmet kaydının düzeltilmesi) davası: Çalışma ve primler SGK kayıtlarına intikal etmiştir; ancak başkasına ait sigorta sicil numarasına, hatalı kimlik bilgilerine veya yanlış işyeri siciline işlenmiştir. Burada yeni bir çalışma yaratılmamakta, sistemdeki mevcut çalışmanın gerçek hak sahibine tescili istenmektedir.

Fiilî ve gerçek çalışma olgusu bakımından, iş sözleşmesinin varlığı veya salt işe giriş bildirgesinin verilmiş olması tek başına sigortalılık sonucunu doğurmaz; sosyal sigorta ilişkisinin kurulması için işçinin işverenin otoritesi altında bedensel veya zihinsel emeğini fiilen ortaya koymuş olması şarttır. Fiilî çalışmaya dayanmayan tesciller veya paravan/sahte işyerinden yapılan bildirimler hukuki korumadan yararlanamaz.

8. Hizmet Tespiti Davası ile İşçilik Alacakları Davasının İlişkisi

Hizmet tespiti davaları ile 4857 sayılı İş Kanunu'na dayalı işçilik alacakları davaları, yargılama usulü ve tabi oldukları ilkeler yönünden temel farklılıklar gösterir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.01.2018 tarihli, E. 2017/886, K. 2018/57 sayılı ilamında bu iki dava türü karşılaştırılmış; sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sonucunda işverenin kabulü ya da davacının feragatinin tek başına hükme etkili olmayacağı, buna karşılık işçilik alacağı davalarının 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklandığı, bu davalarda kişi iradesinin önemli rol oynadığı ve taraf anlaşmalarının dahi geçerli olduğu belirtilmiştir.

Davaların ayrılması (tefrik): Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2017/886, K. 2018/57), farklı yasal dayanaklar ve inceleme yöntemleri nedeniyle yargılamanın daha iyi yürütülebilmesi için hizmet tespiti ve işçilik alacaklarına ilişkin taleplerin aynı dilekçede açılmışsa tefrik edilmesinin daha uygun olacağı sonucuna varmıştır.

Hizmet tespiti davası açmaya zorlanamama: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 03.11.2014 tarihli, E. 2014/9313, K. 2014/20041 sayılı kararında "Hiç kimse hizmet tespiti davası açmaya zorlanamaz" ve "Bir kişinin işçi sayılması için mutlak surette SSK'lı çalışması gerekmez" ilkeleri vurgulanmıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.09.2018 tarihli, E. 2017/8642, K. 2018/16046 sayılı kararında da iş hâkiminin kayda dayalı olmayan iş ilişkisini dosyadaki delil durumuna göre çözümlemesi gerektiği, bu saptamanın tarafın hizmet tespiti davası açması şartına bağlanamayacağı ve mahkemenin kesin süreye rağmen hizmet tespiti davası açılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesinin bozmayı gerektireceği belirtilmiştir.

Bekletici sorun (HMK m. 165): HMK m. 165/1 uyarınca:

"Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir."

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 31.12.2012 tarihli, E. 2012/30453, K. 2012/30086 sayılı kararında, hizmet tespiti davasının öncelik taşıdığı ve bu davada verilecek kararın tarafları bağlayıcı olduğu gözetilerek bekletici mesele yapılması gerektiği; aynı Dairenin 08.05.2018 tarihli, E. 2018/5713, K. 2018/11148 sayılı kararında da bu zorunluluk yinelenmiştir. Ayrıca işçilik alacakları davası ile hizmet tespiti davasındaki tanık beyanları celbedilerek çelişkiler giderilmelidir (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/2801, K. 2025/9344).

9. Görev, Yetki ve Hak Düşürücü Süre

Görev: 7036 sayılı Kanun'un 5. maddesi gereğince hizmet tespiti uyuşmazlıklarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir.

Yetki: 7036 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrası uyarınca:

"İş mahkemelerinde açılacak davalarda yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi ile işin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesidir."

Dava açma süresi: 5510 sayılı Kanun m. 86/9 uyarınca sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak ispatlayabilirler. Bu süre kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen gözetilir. Sigortalı hakkında işe giriş bildirgesi verilmiş, dönem bordrosu Kuruma intikal etmiş veya Kurum müfettişlerince tespit yapılmış olması hallerinde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği kabul edilmektedir; buna karşılık bildirgenin verildiği işyerinin gerçekte var olmaması veya sahte tescil niteliğinde bulunması durumunda bildirgenin hak düşürücü süreyi bertaraf etmeyeceği de gözetilmelidir. Kesintili veya mevsimlik çalışmalarda, her çalışma bloğunun sona erdiği yılın sonu, o blok bakımından hak düşürücü sürenin başlangıcı olarak esas alınır.

10. 7589 Sayılı Kanun ile Getirilen Usuli Değişiklik: Kısmi Dava Rejimi

31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun'un ilgili maddesiyle, HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmış; HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra ile yeni bir kısmi dava rejimi getirilmiştir. Bu değişiklik, hizmet tespiti davası sonucunda belirlenecek çalışma süresine bağlı olarak açılacak işçilik alacağı taleplerini doğrudan ilgilendirmektedir.

Kanun'un geçici birinci maddesinin ilgili fıkrası uyarınca, yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, bu tarihten önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder; 31 Temmuz 2026 tarihinden sonra açılacak davalarda ise belirsiz alacak davası yoluna başvurulamaz. HMK m. 109/1 uyarınca, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir; HMK m. 109/3 uyarınca dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

HMK m. 109/4 uyarınca, kısmi davada talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; zamanaşımı, artırılan kısım için de ilk dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Buna göre hizmet tespiti davası sonucunda tespit edilen çalışma süresine göre kısmi davadaki işçilik alacakları, ıslaha gerek kalmaksızın bu usulle artırılabilecektir.

11. Sonuç

Hizmet tespiti davaları, fiilen çalışmış olmasına karşın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmeyen veya eksik bildirilen sigortalılık sürelerinin, 5510 sayılı Kanun m. 86/9 (ve 01.10.2008 öncesi dönem bakımından mülga 506 sayılı Kanun m. 79/10) uyarınca yargı kararıyla belirlenmesini sağlayan bir tespit davasıdır. Sosyal güvenlik hakkının Anayasal güvence altındaki vazgeçilemez ve devredilemez niteliği gereği, bu davalarda medeni yargılama hukukunun genel ilkesi olan taraflarca getirilme ilkesi değil, re'sen araştırma ilkesi katı biçimde uygulanmakta; hâkim, Kurum ve işyeri kayıtlarının celbinden bordro ve çevre tanıklarının dinlenmesine kadar uzanan geniş bir araştırma yükümlülüğü altında bulunmaktadır.

Davada arabuluculuk dava şartı ve SGK'ya önceden başvuru zorunluluğu aranmamakta; dava doğrudan işverene karşı açılmakta ve SGK mahkemece re'sen ihbar edilerek davaya fer'î müdahil sıfatıyla dahil olmaktadır. Beş yıllık hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkin olup re'sen gözetilmekle birlikte, Kurumun çalışmadan haberdar olduğu hallerde (işe giriş bildirgesi, denetim raporu, prim kesintisi) işlemez. Hizmet tespiti davası ile işçilik alacakları davası farklı yargılama ilkelerine tabi olduğundan, birlikte açılmaları halinde tefrik edilmektedir; HMK m. 165/1 uyarınca ise bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına kadar yargılama bekletilebilir. Son olarak, 7589 sayılı Kanun'un 31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe girmesiyle HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası bu tarihten sonra açılacak davalar bakımından uygulama alanı bulamayacağından, hizmet tespiti sonucuna bağlı işçilik alacağı talepleri, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda HMK m. 109 uyarınca kısmen dava yoluyla ileri sürülebilecek ve m. 109/4 uyarınca talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilecektir.

Tüm makaleler