DMN Hukuk logosu

Çekişmeli Boşanma

Çekişmeli boşanma davalarının TMK m. 166 ve özel boşanma sebepleri çerçevesindeki yasal dayanağı ve ispat yükü güncel Yargıtay kararlarıyla değerlendirilmektedir.

Tüm makaleler

Mevzuat Hükümleri, Güncel Yargıtay Kararları ve Doktrin

I. Yasal Çerçeve ve Genel Esaslar

Türk Medeni Hukukunda boşanma davaları, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerine, usul hukuku bakımından ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine tabidir. Çekişmeli boşanma davalarının temel dayanağı, TMK m. 166'da düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması ve TMK m. 161-165'te sayılan özel boşanma sebepleridir.

TMK m. 166/1: "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir."

TMK m. 166/2: "Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir."

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.11.2024 tarihli, 2024/1176 E. ve 2024/8514 K. sayılı kararında uyuşmazlığın, "evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflardan beklenmeyecek derecede temelinden sarsılıp sarsılmadığı, sarsılmış ise erkeğe yüklenen kusurun ispatlanıp ispatlanmadığı, kadına kusur olarak yüklenebilecek bir vakıa bulunup bulunmadığı, kusur belirlemesine bağlı olarak boşanmaya karar verilmesinin doğru olup olmadığı" noktasında toplandığı belirtilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 05.07.2023 tarihli, 2022/11507 E. ve 2023/3723 K. sayılı kararında: "Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davanın kabulü ve kadın yararına hükmedilen tazminatlara ilişkin koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşti ise miktarların hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır."

II. Genel Boşanma Sebebi: Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

Ülkemizde en fazla görülen boşanma davası türüdür. Özel boşanma nedenlerinden farklı olarak genel boşanma sebepleri belli bir olguya dayanmaz. Öndecen belirlenmesi zordur. Genellikle pek çok farklı olayın bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; bu olayların tek başına boşanmaya karar verilebilmesi için yeterli olmayacağıdır. Buna ek olarak boşanmada gerekçe olarak gösterilen olayların taraflardan en az biri için ortak hayatı çekilmez hale getireceği kanaati de oluşmalıdır.

Evlilik birliğinde eşler birbirlerine nazik davranmak, kırıcı olmamak, aşağılamamak, hakaret etmemek gibi yükümlülükler altındadırlar. Özellikle hakaret eden eşlerin boşanma davalarında kusurlu sayıldığı görülmektedir.

Eşlerin sahip olduğu fiziksel özelliklerin evlilik birliği içinde değişmesi neticesinde eşin boyu, kilosu v.b. değişimleriyle alay etmek boşanma davalarında alay eden eşin kusurlu olduğu sonucunu doğurabilmektedir.

Fiziksel şiddet eylemlerin de bulunan eş de yine kusurlu olarak Kabul edilebilecektir. Görülen davaların büyük bir çoğunluğu maalesef fiziksel şiddet içeren evliliklerin sonlandırılmasını talep eden davalardan oluşmaktadır. Fiziksel şiddet sadece eşlerin birbirlerine uyguladığı şiddet olarak dar yorumlanmamalı; çocuklara, eşyalara veya mallara da uygulanan şiddeti kapsamaktadır.

Eşler evlenmekle birlikte bir çok sorumululuğu üstleneceklerini de Kabul etmiş sayılırlar. Aile olmanın sorumluluğu her iki eşe de aittir. Eşler aile kurumunu ayakta tutmak ve bunun için emek harcamak mecburiyetindedirler. Bu kapsamda evin giderlerini karşılamak, çocuklarla ilgilenmek, hastalık durumlarında aile bireylerinin yanında olmak, aile sorunları ile ilgilenmek temel yükümlülükler arasındadır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi de evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açacaktır.

Eşler evlenerek beraber yaşama yükümlülüğü altına girerler. Beraber yaşamayıp ayrı yaşayan eşlerin evlilikleri temelden sarsılmış sayılabilecektir.

Yine aile bütçesinin oldukça üzerinde harcamalar yapılması, savurgan bir yaşam tarzı aile birliğini mali yönden zor duruma sokacak durumlardır. Eşlerin bu tarz mali ailenin mali durumunu olumsuz etkileyecek davranış ve harcamalardan kaçınmaması durumu da yine evlilik birliğini temelden sarsabilecek davranışlardandır.

Eşlerde karı koca olma zihniyeti kaybolmuşsa, birlikte yaşama isteği, dirlik, düzen, güven, mutluluk, ilgi, sevgi ve saygı gibi unsurlar ortadan kalkmışsa, evliliğin artık birliğin sona ermesini arzu edecek kadar temelden sarsıldığı ve ortak hayatın çekilmez hale geldiği kabul edilir.

Cinsel birliktelik aile birliğinin en önemli unsurlarından biridir. Bu birlikteliğin insan doğasına uygun şekilde doğal ve kabul edilebilir yollar ile eşlerin birlikte olmasıdır. Eşlerin birbirlerini doğal olmayan yollar ile cinsel birlikteliğe zorlaması yine evlilik birliğini temelden sarsacak davranışlardandır.

Kısaca evliliğin eşlere getirmiş olduğu önemli yükümlülükler bulunmaktadır. Eşler bu yükümlülükleri ihlal etmemelidir. Her eşin evlilikten beklentisi güven duyarak huzurlu bir ortak yaşam sürdürme beklentisi olduğu kabul edilmektedir. Bu yükümlülükler dışındaki her türlü davranış evlilik birliğini temelinden sarsacaktır.

Yukarıda örnek olarak saydığımız evlilik birliğini temelden sarsabilecek davranışların varlığı nisbi boşanma sebepleridir. Bunlara ek olarak “ortak hayatın sürdürülmesinin beklenemez hale gelmesi” şartının da bulunması zorunludur. Burada her somut olay kendi içerisinde değerlendirilmelidir.

İlgili kanun maddesine göre; Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

TMK m. 166/1-2'ye dayalı davanın koşulları şunlardır:

  • Evlilik birliği temelden sarsılmış olmalıdır.
  • Ortak hayatın devamı çekilmez hale gelmelidir.
  • Kusurun varlığı aranmaz.

Bu sebeple açılacak davada kusurun bir önemi yoktur. Temelden sarsılma durumu eşlerden birinin kusuru, her ikisinin kusuru veya ikisinin de kusuru olmadan gerçekleşebilir. Kusur olsa da boşanmaya karar verme hususuna bir etkisi yoktur; önemli olan birliğin temelden sarsılmasıdır. Temelden sarsılma konusunda kusurlu olan eşin de bu sebebe dayanarak dava açma hakkı vardır.

Kusurun öneminin olmaması davalının itiraz edemeyeceği anlamına gelmez. Davacının kusuru daha ağır ise davalı tarafından itiraz edilebilir. Ancak bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması şeklindeyse ve evliliğin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Kusur ve İspat Kriteri: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2023 tarihli, 2023/5027 E. ve 2023/4280 K. sayılı kararında; ilk derece mahkemesinin, kusur nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için ilgili tarafın iddia ettiği olaylara dair asgari düzeyde geçimsizlik sebeplerinin ispatlanması ve evlilik birliğinin taraflarca korunmaya değer bir menfaatinin kalmadığına kanaat getirilmesi gerektiği, somut olayda erkeğin herhangi bir tanık ya da delil vasıtasıyla kadının kusurlu olduğunu ispat edemediği gerekçelerine dayanan kararı onanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 01.04.2024 tarihli, 2023/6100 E. ve 2024/2238 K. sayılı kararında; ilk derece mahkemesinin, davalı erkeğin eşine karşı küfürlü konuştuğu, birlikle ilgili kararları tek başına aldığı, fiziksel şiddet uyguladığı, ailesini kötülediği; erkeğin bu kusurlu eylemleri neticesinde tam ve asli, kadının ise kusursuz olduğu gerekçesiyle verdiği davanın kabulüne ilişkin karara yönelik istinaf başvurusunu esastan reddeden bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır.

Evlilik birliği içerisinde affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar boşanma sebebi sayılmaz. Örneğin eşine hakaret ettikten sonra tarafların barışması ve evlilik birliğine devam etmesi durumunda daha sonra yaşanan fiziksel şiddet olayı üzerine boşanma davası açılmışsa, hakaret eylemi affedilmiş olduğundan sadece fiziksel şiddet olayı kusur olarak yüklenmelidir.

Af açık bir şekilde yapılabileceği gibi af kapsamında sayılan davranışlarla da gerçekleştirilebilir.

III. Özel Boşanma Sebepleri (TMK m. 161-165)

Genel boşanma sebebinin yanında TMK m. 161-165 arasında beş özel boşanma sebebi düzenlenmiştir: zina, hayata kast/pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı. Özel boşanma sebeplerinin ispatı ve delillendirilmesi genel sebebe göre daha zordur.

Zina (TMK m. 161)

Bu sebeple boşanma davası açabilmek için öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıl geçtikten sonra bu hükme dayanılarak dava açılamaz; bu süreler hak düşürücü süredir. Beş yıldan sonra zina öğrenilmişse bu sebeple dava açılamaz; ancak genel boşanma sebebiyle açılacak davada bu husus bir vakıa olarak belirtilebilir. Zinayı öğrendiği hâlde affeden eş bu sebeple boşanma davası açamaz.

Zina iddiasında bulunan eş diğer eşin zina ettiğini ispatla yükümlüdür. Zina sebebiyle açılan boşanma davasında zina eylemi her türlü delille ispat edilebilir.

TMK 184/2’ ye göre hakim taraflara zina olguları hakkında resen veya tarafların isteği üzerine yemin öneremez. Sonraki fıkra hükmüne göre ise tarafların bu konudaki her türlü ikrarı hakimi bağlamaz.

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış (TMK m. 162)

Pek kötü veya onur kırıcı davranış, eşlerden birinin diğerine acı ve ızdırap verici her türlü davranışı; ruhsal veya fiziksel sağlığı etkileyen, bozan, tehlikeye düşüren davranışlardır (dayak, işkence, farklı şekillerde cinsel ilişkiye zorlama, aç bırakma, sokakta bırakma, eve hapsetme, bunlarla tehdit etme, namus ve haysiyeti zedeleyecek davranışlar gibi). Hayata kast, birinin diğerini öldürmeye teşebbüs etmesidir; öldürme kastı yeterli olup planlama şart değildir. Öğrenmeden itibaren altı ay, her hâlde beş yıl içinde dava açılmalıdır; bu süreler hak düşürücüdür ve affeden eşin dava hakkı yoktur.

Burada önemle belirtmek gerekir ki; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 27/02/2018 tarihli, 2018/1054 E., 2018/2622 K. sayılı kararında, somut olayda kadının ceza davasında şikayetten vazgeçmesinin "erkeği eczadan kurtarmaya yönelik olup, erkeği affettiği anlamına gelmediği" belirtilmiş; affın kabul edilebilmesi için "kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması" gerektiği vurgulanmıştır.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme (TMK m. 163)

Yüz kızartıcı suç işleme: Eşlerden biri suç işler veya haysiyetsiz hayat sürer ve bu durum diğer eş için evliliğin sürdürülmesini olanaksız hâle getirirse dava her zaman açılabilir; hak düşürücü süre yoktur. Suç işleme hâlinde TCK'daki yüz kızartıcı suçlardan birinin hüküm altına alınmış olması gerekir; teşebbüs aşamasında kalan bir suç yeterli değildir.

Evlenmeden önce işlenmiş olan yüz kızartıcı suç nedeniyle bu kapsamda bir boşanma davası açılamaz. Suç evlenmeden sonra işlenmiş olmalıdır.

Yüz kızartıcı suç nedeniyle açılan boşanma davasında da işlenen suç nedeniyle meydana gelen durumun, diğer eşin birlikte yaşamasını kendisinden beklenemeyecek hale getirmesi gerekir. Aksi halde boşanmaya karar verilemez. Örneğin eşler birlikte suç işlemişlerse eşlerden biri diğerinin yüz kızartıcı suç işlediği gerekçesiyle evlilik birliğinin kendisi için çekilmez hale geldiğini ileri süremeyecektir.

Haysiyetsiz yaşam sürme: Eşlerden birinin namus, şeref, haysiyet gibi toplumsal ve ahlaki kavramlara aykırı bir yaşam tarzı sürmesidir; bu sebebe dayanılabilmesi için diğer eş açısından evliliğin çekilmez hâle gelmiş olması gerekir.

Örneğin randevu evi işletme, ayyaşlık, kumarbazlık, uyuşturucu madde bağımlılığı, hayat kadını olarak çalışma gibi eylemler haysiyetsiz hayat sürmeye örnektir. Burada önemli olan husus bu hayat tarzının süreklilik arz etmesi ve evlilik birliğinin devamı süresince de devam etmesi gerekir.

Terk (TMK m. 164)

Eşin, evlilik birliğinin kendisine yüklediği borç ve sorumluluklardan kaçmak amacıyla ve haklı bir sebebi olmaksızın evi terk etmesi gerekir. Terk eden eş en az altı ay ortak konuta dönmemiş olmalı, bu sebeple kendisine noter veya hâkim tarafından ihtar yapılmış olmalı ve ihtar sonuçsuz kalmış olmalıdır. İhtar çekilebilmesi için terk eden eşin en az dört ay müşterek konuttan ayrı yaşaması ve buna rağmen dönmemiş olması gerekir; bu koşullar birlikte aranır.

Akıl Hastalığı (TMK m. 165)

Koşulları; eşlerden birinin akıl hastası olması, hastalığın iyileşmesinin imkânsız olması ve ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Bu koşullar birlikte aranır. Hastalığın iyileşmesinin imkânsız olduğunun sağlık kurulu raporuyla belirlenmiş olması gerekir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hastalığın gerçek bir akıl hastalığı olması gerekir. Akıl hastalığı niteliğinde olmayıp, akıl hastalığından daha ağır olan ve şifası bulunmayan kanser, aids gibi hastalıklar bu kapsamda sayılamaz.

Hastalığın akıl hastalığının tespiti uzman doktorlardan oluşan bir heyet tarafından yapılmalıdır. Sağlık kurulu tarafından alınmamış raporların esas alınmaması gerekir.

Yine bu özel boşanma sebebine göre boşanma kararı verilebilmesi için, evlilik birliğinin sürdürülmesi diğer eş açısından çekilmez hale gelmesi gerekir. Akıl hastası eşin çocuklara veya eşe fiziksel zarar vermesi, evde yangın çıkarması gibi tehlike oluşturan eylemlerde bulunması örnek olarak gösterilebilir.

Terditli Dava İmkânı

Usul hukukunun izin verdiği ölçüde boşanma davası terditli (kademeli) olarak açılabilir. HMK m. 111 uyarınca terditli davalarda davacı, aynı davalıya karşı aralarında hukuki veya ekonomik bağlantı bulunan birden fazla talebini aslilik ve fer'ilik ilişkisi kurarak aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Buna göre dava, hem özel bir sebebe (örneğin zina) hem de genel sebebe (evlilik birliğinin temelinden sarsılması, TMK m. 166) dayandırılarak açılabilir; özel sebep ispatlanamasa dahi genel sebep yönünden ispatlandığı ölçüde boşanma kararı verilebilir. Hukuki tavsiyemiz de terditli olarak açılması yönündedir.

IV. Ekonomik Şiddet ve Kusur Değerlendirmesine İlişkin Yargıtay Uygulaması

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/72 E. ve 2021/1765 K. sayılı kararında; davalı-karşı davacı erkeğin eşinin maaşını alarak eşine ekonomik şiddet uygulamak suretiyle de kusurlu olduğu, buna göre davalı-karşı davacı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/4681 E. ve 2019/12252 K. sayılı kararında: "davacı-karşı davalı erkeğin eşine sürekli olarak harçlık vermeyerek ekonomik şiddet uyguladığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru bulunmamıştır."

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/6680 E. ve 2019/479 K. sayılı kararında; davalı erkeğin çalışıyor olmasına rağmen eşini ailesinden harçlık almak zorunda bıraktığı, eşinin müdürlük sınavına girmesine engel olduğu ve bu şekilde ekonomik şiddet uyguladığı gerekçesiyle boşanmaya karar verilen bir olayda, gerçekleşen bu durumun kadının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek nitelikte olduğu ve TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir.

V. Anlaşmalı Boşanmanın Çekişmeli Boşanmaya Dönüşmesi (TMK m. 166/3)

TMK m. 166/3 uyarınca evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır; hâkimin anlaşmada gerekli gördüğü değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur.

İradeden Rücu Hakkı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.03.2026 tarihli, 2025/10352 E. ve 2026/2521 K. sayılı kararında: "Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki, diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır" denilmiş ve bu hâlde anlaşmalı boşanma davasının "Çekişmeli boşanma (TMK md. 166/1-2)" olarak görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Aynı ilke, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 02.05.2024 tarihli, 2024/2260 E. ve 2024/3080 K. sayılı kararında aktarılan Dairenin 14.10.2019 tarihli bozma ilamında ve 18.03.2024 tarihli, 2024/2108 E. ve 2024/1835 K. sayılı kararında aktarılan Dairenin 22.11.2023 tarihli, 2023/8476 E. ve 2023/5776 K. sayılı bozma kararında da yer almaktadır; 2022/10750 E. ve 2023/5260 E. sayılı kararlarda aktarılan bölge adliye mahkemesi gönderme kararlarında da aynı yönde gerekçeye yer verilmiştir (ayrıca bkz. 2024/3412 E., 2023/6501 E., 2016/8075 E. sayılı kararlar).

Hükmün Temyizi Suretiyle Rücu: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 19.10.2021 tarihli, 2021/8338 E. ve 2021/7386 K. sayılı kararında; TMK m. 166/3 gereğince boşanmalarına karar verilse dahi davalının anlaşmalı boşanma hükmünü gerçekleşen anlaşmaya rağmen temyiz etmesinin, anlaşmalı boşanma yönündeki iradesinden rücu niteliğinde olduğu ve bu hâlde davanın çekişmeli boşanma olarak görülmesi gerektiği belirtilmiştir (ayrıca bkz. 2015/8016 E. sayılı karar ile 2023/5027 E. sayılı kararda aktarılan Dairenin 29.05.2018 tarihli bozma ilamı).

Mali Hususlarda Anlaşamama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 27.10.2015 tarihli, 2015/1880 E. ve 2015/19953 K. sayılı kararında; anlaşmalı boşanma talebiyle açılan davada ön inceleme duruşmasında taraflar boşanmanın mali sonuçları hususunda anlaşamazlarsa, davanın kendiliğinden çekişmeli boşanma davasına dönüşeceği belirtilmiştir (aynı doğrultuda 2015/11837 E.).

Dönüşüm Sonrası İzlenecek Usul: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.06.2023 tarihli, 2023/642 E. ve 2023/3318 K. sayılı kararında aktarılan bölge adliye mahkemesi gönderme kararında; davalının anlaşmalı boşanma talebine karşı çıkmasıyla davanın kendiliğinden çekişmeli hâle geldiği açıklanmış; ilk derece mahkemesince taraflara iddia ve savunmalarının dayanağı vakıaları ve delillerini bildirmeleri için süre verilip ön inceleme yapılarak tahkikata geçildikten sonra usulüne uygun toplanan delillere göre karar verilmesi gerektiği belirtilmiş; Daire, gönderme kararı sonrasında verilen bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır (bkz. 2024/3412 E.; 2023/2661 E. sayılı kararda aktarılan bölge adliye mahkemesinin 09.03.2020 tarihli gönderme kararı; 2018/2107 E. sayılı kararda aktarılan Dairenin 20.02.2017 tarihli bozma ilamı).

Davanın Hukuki Niteliği ve Islah: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.06.2023 tarihli, 2023/761 E. ve 2023/3495 K. sayılı kararında aktarılan bölge adliye mahkemesi gönderme kararında; TMK m. 166/3'e dayalı olarak açılan davada anlaşmalı boşanma şartlarının oluşmaması durumunda davaya TMK m. 166/1-2 uyarınca evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle devam edilebileceği; çekişmeli hâle dönen davanın evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma davası olduğu ve ıslah olmadıkça özel boşanma nedenlerine dayalı olarak sürdürülemeyeceği belirtilmiş; Daire, gönderme kararı sonrasında verilen bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır.

VI. Boşanma Yargılamasına Özgü Usul ve İspat Kuralları

Boşanma davalarında kamu düzeni gereği TMK m. 184 hükmü uygulanır:

"Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir:

1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz.

2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez.

3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.

4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.

5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.

6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir."

Dava süresince alınacak geçici önlemler TMK m. 169 gereğince re'sen düzenlenir: "Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır."

VII. Boşanmanın Fer'i Mali Sonuçları

A. Maddi ve Manevi Tazminat (TMK m. 174)

TMK m. 174: "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir."

TMK m. 174/1 uyarınca maddi tazminat isteyebilmek için talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekir; TMK m. 174/2 uyarınca ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. Hâkim maddi tazminatı belirlerken tarafların ekonomik ve sosyal durumunu, fiilin ağırlığı ve kusur derecelerini, paranın alım gücünü, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamını ve hakkaniyet ilkesini dikkate alır.

Tazminatın Belirlenmesi ve Takdiri: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2023 tarihli, 2023/2661 E. ve 2023/3621 K. sayılı kararında; tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve kişilik haklarına yapılan saldırının ağırlığı ile ihlal edilen menfaatlerin kapsamı gözetilerek TMK m. 4'teki hakkaniyet ilkesi ve 6098 sayılı Kanun'un 50. ve 51. maddeleri uyarınca daha uygun miktarda maddi ve manevi tazminat takdiri gerektiği belirtilmiştir.

Manevi Tazminatın Bölünmezliği: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 01.04.2024 tarihli, 2023/6100 E. ve 2024/2238 K. sayılı kararına konu davada ilk derece mahkemesi, dilekçeler aşamasında taleplerin ıslaha gerek olmadan artırılabileceği, ancak manevi tazminatın bölünmezliği gereği artırılamayacağı gerekçesiyle tazminat taleplerini kısmen kabul etmiş; bu karara yönelik istinaf başvurusunu esastan reddeden bölge adliye mahkemesi kararı Dairece onanmıştır.

Maddi tazminatın irat şeklinde ödenmesine karar verilebilir; manevi tazminatın ise tek seferde ödenmesi gerekir. Boşanmayla birlikte istenen tazminat taleplerinde nispi harç alınmaz ve tazminatın reddedilen kısmı üzerinden karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez; boşanmadan sonra ayrıca açılan tazminat davalarında bu kural geçerli değildir.

B. Yoksulluk Nafakası (TMK m. 175-176)

TMK m. 175: "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."

TMK m. 176: "Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir."

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.11.2024 tarihli, 2024/1201 E. ve 2024/8506 K. sayılı kararında; tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında, TMK m. 176/1 uyarınca yoksulluk nafakasının bir defaya mahsus "toptan ödeme" şeklinde belirlenip belirlenemeyeceği hususunda değerlendirme yapılmadan hüküm kurulmasının bozmayı gerektirdiği belirtilmiştir.

C. İştirak Nafakası ve Velayet (TMK m. 182)

Velayetin düzenlenmesinde çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak menfaatleri esas alınır; velayet verilmeyen eş, bakım ve eğitim masraflarına gücü oranında katılmakla yükümlüdür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2023 tarihli, 2023/5260 E. ve 2023/4314 K. sayılı kararında aktarılan Dairenin 28.12.2022 tarihli bozma kararında; tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, nafakanın niteliği ve günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakası miktarının az olduğu belirtilmiş; bozmaya uyularak verilen karar Dairece onanmıştır.

Nafaka konusunda detaylı bilgi almak için nafaka konulu makalemizi inceleyiniz.

VIII. Velayet

Velayet belirlenmesinde temel kriter çocuğun yaşı ve çocuğun üstün yararıdır; çocuğun üstün yararı kavramı her dosya için ayrı ayrı değerlendirilir.

Velayet konusunda karar vermeden önce mahkemeler, Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Birimi'ne (ADM) dosyayı göndererek Sosyal İnceleme Raporu (SİR) alır. Velayete karar verildikten sonra çocuğun diğer tarafla kişisel ilişki kurması hususu ayrıca düzenlenir; kişisel ilişkinin engellenmesi hâlinde diğer taraf ADM'ye başvurabilir ve gerekirse zorla yerine getirme işlemleri başlatılır. Velayete ilişkin düzenlemeler kamu düzenini ilgilendirdiğinden yeni koşulların ortaya çıkması hâlinde velayetin değiştirilmesi için her zaman dava açılabilir.

IX. Yargılama İlkeleri, Birlikte Görülme Zorunluluğu ve Hükmün Kapsamı

Kusurun Tekliği ve Davaların Birlikte Değerlendirilmesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2024 tarihli, 2024/1117 E. ve 2024/8212 K. sayılı kararında; evlilik birliği sona erinceye kadar herhangi bir sebeple açılmış boşanma davalarında taraflara yüklenmiş tüm kusurların birlikte değerlendirilip tarafların kusur oranlarının bir kez belirlenmesi ve buna göre maddi-manevi tazminatlar ile yoksulluk nafakası konularında her bir taraf yönünden bir kez hüküm kurulması gerektiği; bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Taleple Bağlılık ve Hukuki Dinlenilme Hakkı: HMK m. 26 uyarınca hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; HMK m. 297/2 uyarınca ise hükmün sonuç kısmında taleplerden her biri hakkında verilen hükmün gösterilmesi gereklidir. HMK m. 27 ise davanın taraflarının hukuki dinlenilme hakkını düzenlemektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26.01.2022 tarihli, 2021/6985 E. ve 2022/666 K. sayılı kararında; davalı-davacı erkeğin fiili ayrılık sebebine dayalı boşanma talebi hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmemesinin hukuki dinlenilme hakkının (HMK m. 27) ihlali niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

Hükmün Açıklığı (HMK m. 297/2): HMK m. 297/2: "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 02.05.2024 tarihli, 2024/2260 E. ve 2024/3080 K. sayılı ile 13.09.2023 tarihli, 2023/990 E. ve 2023/3950 K. sayılı kararlarında bu ilke tekrarlanmıştır. Ayrıca Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 19.11.2018 tarihli, 2018/2107 E. ve 2018/12998 K. sayılı kararında; bozma kararı ile ilk verilen hükmün tüm yönleriyle ortadan kalktığı, bozmaya uyulduğuna göre boşanma ve eklerine ilişkin yeniden hüküm kurulması gerektiği belirtilmiştir.

İstinaf İncelemesinin Sınırı (HMK m. 355): Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 13.09.2023 tarihli, 2023/990 E. ve 2023/3950 K. sayılı kararında; HMK m. 355'e göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırı hâller dışında istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı belirtilmiştir.

Boşanmanın Fer'isi Olmayan Talepler: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.11.2024 tarihli, 2024/1176 E. ve 2024/8514 K. sayılı kararında; boşanmanın fer'î niteliğinde olmayan maddi tazminat (para alacağı) talebi hakkında usulüne uygun harçlandırılarak açılmış ayrı veya karşı dava bulunmadığı hâlde kesin hüküm oluşturacak şekilde ret kararı verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeden bölge adliye mahkemesi kararı onanmıştır.

X. Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma ve 7532 Sayılı Kanunla Getirilen Değişiklik (TMK m. 166/4)

Anayasa Mahkemesi'nin 22.02.2024 tarihli, 2023/116 E. ve 2024/56 K. sayılı kararıyla (19.04.2024 tarihli ve 32522 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır), TMK m. 166'nın o tarihteki dördüncü fıkrası, özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile aile kurumunu koruma amacı arasında makul bir denge sağlamadığı ve Anayasa'nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir. İptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Bu süre içinde, 14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle TMK m. 166/4 yeniden düzenlenmiş ve söz konusu değişiklik 27.11.2024 tarihli ve 32735 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. TMK m. 166/4'ün yürürlükteki metni şöyledir:

"Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir."

7532 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle yapılan bu değişiklikle, reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren fiili ayrılık nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için gereken kanuni bekleme süresi üç yıldan bir yıla indirilmiştir. Bu madde uyarınca verilecek karar yalnızca boşanma konusundadır; nafaka, velayet ve tazminat gibi hususlar bu davada ayrıca değerlendirilir.

Tüm makaleler