Anlaşmalı Boşanma
Anlaşmalı boşanmanın TMK m. 166/3 uyarınca yasal dayanağı, şartları ve uygulamadaki esasları güncel Yargıtay içtihadı ışığında incelenmektedir.
GÜNCEL MEVZUAT, YARGI KARARLARI VE DOKTRİN IŞIĞINDA ANLAŞMALI BOŞANMA İNCELEMESİ
Mevzuat hükümleri, Yargıtay içtihatları ve doktrin görüşleri esas alınarak hazırlanmıştır
I. Giriş ve Yasal Dayanak
Türk aile hukukunda anlaşmalı boşanma müessesesi, evlilik birliğinin tarafların karşılıklı uzlaşması neticesinde sona erdirilmesini sağlayan özel bir usuldür. Anlaşmalı boşanmanın temel yasal dayanağı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrasıdır. Bu fıkrada; "Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 27.05.2024 tarihli, E. 2024/4218, K. 2024/3885 sayılı kararında ve 18.11.2024 tarihli, E. 2024/1343, K. 2024/8709 sayılı kararında da Dairenin gerekçesinde "İlgili Hukuk" başlığı altında 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına yer verilmiştir.
Kurumun tatbiki; evliliğin asgari bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi, hâkimin eşleri bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile ortak çocukların velayet/kişisel ilişki durumuna ilişkin hazırlanan protokolü uygun bulması şartlarının kümülatif gerçekleşmesine bağlıdır.
II. Anlaşmalı Boşanmanın Esas ve Usul Şartları
Anlaşmalı boşanma kararı verilebilmesi için mevzuat ve yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda şu şartların bir arada bulunması zorunludur:
1. Evlilik Süresi: Evlilik akdinin kurulduğu tarihten dava tarihine kadar en az bir yıl geçmiş olmalıdır. Bir yıllık süre evlilik tarihi ile dava tarihi esas alınarak belirlenir. Bir yıllık sürenin dava açildiği tarihte dolmuş olması gerekmektedir. Dava açıldıktan sonra 1 yıllık sürenin dolması halinde davanın çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiği kanaatindeyiz.
2. Birlikte Başvuru veya Kabul: Eşlerin mahkemeye ortak dilekçe ile başvurması ya da bir eşin açtığı davanın diğer eş tarafından kabul edilmiş olması gerekir. Yani eşlerin karşılıklı beyanlarının birbiriyle uyumlu olması gerekmektedir.
3. Hâkimin Tarafları Bizzat Dinlemesi: Hâkimin tarafları duruşmada bizzat dinleyerek serbest iradeleriyle boşanmak istediklerine kanaat getirmesi emredici bir usul kuralıdır. Dava avukat/vekil aracılığıyla açılmış olsa bile avukatın veya vekilin duruşmadaki beyanı yeterli değildir. Tarafların bizzat mahkeme hakimi tarafından dinlenmesi gerekmektedir. Burada hakimin dikkat edeceği husus tarafların serbest iradelerinin olup olmadığıdır. Aksi halde davaya çakişmeli olarak devam edilmesi gerekir.
4. Protokolün Hâkim Tarafından Uygun Bulunması: Boşanmanın mali sonuçları (maddi/manevi tazminat, nafaka vb.) ile çocukların durumu (velayet, kişisel ilişki) üzerinde eksiksiz anlaşma sağlanmalı ve bu düzenleme mahkemece onaylanmalıdır.
Tarafların bizzat dinlenmediği veya mali hususlarda mutabakatın bulunmadığı hallerde anlaşmalı boşanma kararı verilmemesi gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.05.2012 tarihli, E. 2011/16249, K. 2012/11989 sayılı kararında; "davalı kadının bizzat mahkeme tarafından dinlenerek anlaşmalı boşanma yönündeki iradesini açıklamadığı, tarafların boşanmanın mali sonuçları konusunda anlaşamadıkları, dolayısıyla Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesinde yer alan anlaşmalı boşanma koşullarının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır" denilmiş ve "Bu durumda deliller değerlendirilerek Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesindeki şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır" hükmü verilmiştir. Aynı doğrultuda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26.11.2013 tarihli, E. 2013/14257, K. 2013/27668 sayılı kararında, anlaşmalı boşanma (TMK m. 166/3) koşullarının oluşmadığının tespit edildiği durumlarda "anlaşmalı boşanma dışında davalı kocanın boşanma davasını kabul beyanının hukuki sonuç doğurmayacağının (TMK. md. 184) anlaşılmış bulunmasına göre" hareket edilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.
III. Protokolün Hukuki Niteliği ve Kapsamı
Anlaşmalı boşanma protokolleri, boşanmanın fer'i sonuçlarını düzenleyen ve hâkimin onayı ile bağlayıcılık kazanan sözleşmelerdir. TMK m. 184/5 bendine göre; "Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.2025 tarihli, E. 2023/582, K. 2025/24 sayılı ilamında; anlaşmalı boşanmaya dayanak protokol hükümlerinin düzenleme altına alındığı bu sözleşmelerin, boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin olan ve hâkimin onay şartına bağlanmış özel hukuk sözleşmeleri olduğu nitelemesi yapılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 18.11.2024 tarihli, E. 2024/1343, K. 2024/8709 sayılı kararına konu davada ilk derece mahkemesi "tarafların karşılıklı olarak hazırlayıp ibraz ettikleri protokolün onaylanmasına" karar vermiş; taşınmaz devri masraflarına ilişkin uyuşmazlıkta Bölge Adliye Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesinin kararında kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, "davalı erkeğin duruşma zaptında bulunan imzalı beyanı ve protokol hükümleri dikkate alındığında, tapu devrine ilişkin masrafın davalı erkeğe ait olacağının açıkça belirlendiği" gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Daire de Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır.
Protokolün kapsamı yalnızca nafaka ve tazminatla sınırlı olmayıp ziynet, eşya ve mal rejimi tasfiyesini de içerebilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 22.02.2024 tarihli, E. 2023/3827, K. 2024/1147 sayılı kararında; "Dilekçe ekinde yer alan ve asılların imzasını ihtiva eden anlaşmalı boşanma protokolü içeriğinden tarafların boşanma, boşanmanın fer'îleri, ziynet eşyaları, ortak konuttaki eşyalar ve mal rejimi tasfiyesinden kaynaklı alacaklar konusunda anlaşmaya vardıkları anlaşılmaktadır" tespitiyle protokolün geniş çerçeveli kapsamı teyit edilmiştir.
Protokolde velayet ve kişisel ilişkiye dair düzenlemeler bulunsa dahi, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği hâkimin bu hususlardaki denetim yetkisi kesinleşme sonrasında da devam eder. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, E. 2025/9223, K. 2026/1859 sayılı kararında; taraflar anlaşmalı olarak boşandıktan sonra velayeti kendisinde bulunan annenin, çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin daha geniş kapsamlı düzenlenmesi talebiyle açtığı davada, mevcut düzenlemenin "babalık duygularını tatmine elverişli olmadığı gibi, çocuğun fikri ve sosyal gelişimi için de yetersiz" olduğu gerekçesiyle çocuğun üstün yararı ilkesi uyarınca kararın bozulmasına hükmedilmiştir.
Karşılıklı olarak nafaka ve tazminat alınmayacağı konusunda anlaşmalı olarak açılan boşanma davasının sonradan çekişmeli hale gelmesi durumunda, anlaşma protokolündeki beyanlar maddi/manevi tazminat ve nafaka talebinden feragat edildiği anlamına gelmez.
IV. İrade Beyanından Dönme ve Çekişmeli Boşanmaya Dönüşüm
Anlaşmalı boşanma yönünde mahkemeye sunulan irade beyanları nihai ve geri dönülemez nitelikte değildir; karar kesinleşinceye kadar dönülmesi mümkündür.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 02.11.2023 tarihli, E. 2023/7871, K. 2023/5108 sayılı kararında; "Anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki, diğer bir ifadeyle gerek boşanmanın mali sonuçları, gerekse çocukların durumu hususunda kabul edilen düzenlemeleri kapsayan irade beyanından dönmesini engelleyici yasal bir hüküm bulunmamaktadır" ilkesi açıkça ortaya konulmuştur. Aynı kararda, taraflardan birinin anlaşmadan dönmesi halinde “Bu halde anlaşmalı boşanma davasının "çekişmeli boşanma" olarak görülmesi gerekir” tespiti yapılmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2024 tarihli, E. 2024/2108, K. 2024/1835 sayılı kararında aktarılan Dairenin 22.11.2023 tarihli, E. 2023/8476, K. 2023/5776 sayılı kararında da "anlaşmalı boşanma yönünde oluşan karar kesinleşinceye kadar eşlerin bu yöndeki irade beyanlarından dönmelerini engelleyici yasal bir hükmün bulunmadığını, bu nedenle anlaşmalı boşanma davasının çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiği" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş; 18.03.2024 tarihli kararla bu karara yönelik karar düzeltme talebi reddedilmiştir. Bu halde mahkeme, taraflara iddia ve savunmalarını sunmaları için süre vererek tahkikata çekişmeli boşanma kurallarına göre devam etmelidir.
V. Kanun Yolu (İstinaf/Temyiz) Aşamasında Protokol Sunulması
Uygulamada, ilk derece mahkemesinde çekişmeli olarak görülüp karara bağlanan ya da kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda taraflar protokol sunarak anlaşmalı boşanma talebinde bulunabilmektedirler. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, üst mahkeme aşamasında sunulan protokoller doğrudan üst mahkemece onaylanıp nihai karar verilmez; tarafların bizzat dinlenmesi ve iradelerinin tespiti için hükmün bozulması gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.11.2024 tarihli, E. 2024/899, K. 2024/8866 sayılı kararında; "Uyuşmazlık, taraf vekillerince sunulan anlaşmalı boşanma protokolü uyarınca karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır" tespiti yapılarak, "taraf vekillerince 03.06.2024 tarihli “Anlaşmalı Boşanma Protokolü” başlıklı protokol sunulmuş olup, protokolde boşanma ve boşanmanın fer'î hükümlerine ilişkin düzenlemeler bulunduğu, tarafların da bu protokole göre karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır" denilmiş ve "protokol hükümleri dikkate alınarak bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir" sonucuna varılmıştır.
Aynı yönde, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 27.05.2024 tarihli, E. 2024/4218, K. 2024/3885 sayılı kararında; "Davalı-davacı kadın vekili tarafından dosyaya sunulan ve asılların imzasını taşıyan protokol hükümleri dikkate alınarak ve taraflar duruşmaya çağrılıp bizzat beyanları da alınmak suretiyle karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir" denilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 27.05.2024 tarihli, E. 2024/3984, K. 2024/3884 sayılı kararında; "Tarafların dosyaya sunduğu anlaşmalı boşanma protokolü içeriğinden boşanma ve fer'îleri konusunda anlaşmaya vardıkları anlaşılmaktadır" tespiti yapılmış ve "dosyaya sunulan anlaşmalı boşanma protokolü hükümleri dikkate alınarak ve taraflar duruşmaya çağrılıp bizzat beyanları da alınmak suretiyle boşanma ve fer'îleri hususunda karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir" hükmü kurulmuştur.
VI. Kesinleşen Hüküm ile Protokol Arasındaki Uyum
Hükmün kesinleşmesinden sonra hüküm ile protokol arasında ortaya çıkan aykırılıkların tavzih yoluyla giderilmesi mümkün değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 03.04.2024 tarihli, E. 2024/2311, K. 2024/2340 sayılı kararına konu davada ilk derece mahkemesi, kararın kesinleşmesi ile dosyadan el çekildiği, kesinleşen karar üzerinde yeniden bir karar verilmesi, ek karar tanzim edilmesi, tavzih kararı verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle tavzih talebini ek kararla reddetmiş; bu ek karara yönelik istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararı Dairece onanmıştır.
VII. Protokol Hükümlerinin Uyarlanması (İşlem Temelinin Çökmesi)
Anlaşmalı boşanma protokolünün hâkim tarafından onaylanıp kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan olağanüstü ve öngörülemeyen gelişmeler karşısında, mali edimler için genel hükümler uyarınca sözleşmenin uyarlanması talep edilebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138 inci maddesinde bu husus şu şekilde düzenlenmiştir:
"Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.2025 tarihli, E. 2023/582, K. 2025/24 sayılı kararında, protokolün onaylanması sonrasında mali edimlerin genel borçlar hukuku kurallarına tabi olduğu vurgulanmış ve "Sözleşmenin uyarlanması için gereken tüm bu şartların bir arada bulunması zorunludur" denilerek; öngörülemezlik, borçluya yüklenemeyen olağanüstü durum ve dürüstlük kuralına aykırılık unsurlarının birlikte aranması gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/07/2019 tarihli, 2019/2282 E., 2019/ 8150 K. sayılı kararına göre; Kanunda aranan artırma veya kaldırma şartları gerçekleşmeden sırf boşanmayı sağlayabilmek için bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması iyi niyet ve sözleşme ile bağlılık ilkeleriyle bağdaşmayacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21/05/2019 tarihli, 2019/3351 E., 2019/6398 K. sayılı kararına göre; anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra artık boşanmanın mali sonuçları hakkında istemde bulunulamayacağı gibi kesinleşme tarihi öncesinde açılan fer’i isteklere ilişkin davaların da konusuz kalacağı belirtilmiştir.
VIII. Kanun Yolundan Feragat, Kesinleşme ve Fiili Ayrılık Düzenlemesi
Anlaşmalı boşanma kararı verildikten sonra tarafların mahkeme kalemi veya usulüne uygun kimlik tespiti içeren dilekçeler ile kanun yolundan feragat etmeleri kararın kesinleşmesini sağlamaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2024 tarihli, E. 2024/4899, K. 2024/5719 sayılı kararına konu, davacının "4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(4721 sayılı Kanun)'nun 166 ıncı maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, anlaşmalı boşanma protokolünün aynen hüküm altına alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir" şeklindeki davasında; Bölge Adliye Mahkemesince "tarafların anlaşmalı şekilde boşandıkları ve gerekçeli kararın kalemde her iki tarafa elden tebliğ edildiği, daha sonra tarafların ayrı ayrı dilekçe sunarak istinaf taleplerinden vazgeçtiklerini bildirerek, kararın kesinleştirilmesini talep ettikleri, dilekçelerine kimlik tespitlerinin de yapıldığı" tespit edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca, gerekçeli kararın kalemce tebliğinde tebliği yapan memurun isim ve imzasının bulunmamasının usulüne uygun olmadığını, ancak tebliğ sonrasında istinaf talebinden vazgeçme dilekçelerinin sunulması karşısında "tarafların artık usulsüz tebliğe muttali olduklarının kabulü gerekeceği" gerekçesiyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiş; Daire de bu kararı onamıştır.
IX. Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanmada Güncel Değişiklik ve Anayasal Denetim
7532 sayılı Kanun'un 14.11.2024 tarihinde kabul edilerek 27.11.2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 13 üncü maddesi ile TMK m. 166/4 hükmünde değişiklik yapılmıştır. Güncel metne göre: "Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir." Bu düzenleme ile daha önce üç yıl olan fiili ayrılık süresi bir yıla indirilmiştir. Bu halde verilecek karar yalnızca boşanma konusundadır; nafaka, velayet gibi diğer hususlarda tahkikata devam edilir.
Evlilik süresi şartına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi, 30.05.2024 tarihli, E. 2023/109, K. 2024/113 sayılı kararında, ailenin korunması ve aceleyle alınmış fevri kararların önüne geçilmesi amacıyla öngörülen bir yıllık kanuni bekleme süresini Anayasa'ya aykırı bulmamıştır.
X. Protokol Kapsamındaki Mal Devirlerinin Vergisel Boyutu ve Görev Sorunu
Anlaşmalı boşanma davaları, adli yargı kolunda aile mahkemelerinin görev alanına girmekte olup, kurumun esas ve usul şartlarına ilişkin içtihat Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarınca şekillendirilmiştir. İdari yargının bu alandaki teması, protokol kapsamında kararlaştırılan taşınmaz veya menkul mal devirlerinin vergisel niteliğiyle sınırlı kalmaktadır. Bu çerçevede, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 1 ve 2 nci maddeleri uyarınca ivazsız intikaller vergiye tabi olup, maddi ve manevi zarar karşılığı tazminatlar ivazsız intikal sayılmamaktadır. Maliye Bakanlığı'nın 02.09.1998 tarihli ve B.07.0.GEL.0.60/6026-107-31476 sayılı özelgesinde, boşanma protokolü uyarınca eşler arasında yapılan menkul ve gayrimenkul devirlerinin ivazlı intikal niteliğinde olduğu ve bu nedenle veraset ve intikal vergisinin konusuna girmediği açıklanmıştır.
XI. Doktrindeki Yaklaşımlar
Hukuki Niteliğe İlişkin Yaklaşım: Doktrinde hâkim olan görüşe göre (Öztan, Dural/Öğüz/Gümüş, Hatemi/Oğuztürk), anlaşmalı boşanma hem irade ilkesinin hem de evlilik birliğinin sarsılması ilkesinin harmanlandığı karma bir yapıya sahiptir. Dava, niteliği itibarıyla iki taraflı bir tasarruf işlemi ve çekişmesiz yargı ile çekişmeli yargı arasında yer alan nev'i şahsına münhasır bir yargılama faaliyetidir. Yargıtay'ın benimsediği yaklaşımda da anlaşmalı boşanma davalarında klasik anlamda hasımlık ilişkisi zayıflamakta, adeta "iki davacı ve iki davalı" yapısı oluşmaktadır.
Mahkeme Dışı Boşanma ve İdari Usuller Tartışması: Doktrindeki güncel eğilimlerde (Şıpka, Boz, Çetinel/Güneş), mahkeme dışı anlaşmalı boşanma sistemleri (idari makamlar veya noterler huzurunda boşanma) karşılaştırmalı hukuk örnekleri (Fransa, İsviçre) üzerinden tartışılmakta; ancak Türk hukukunda aile yapısının korunması ve zayıf tarafın ezilmemesi saikiyle hâkim onayının ve mahkeme denetiminin mutlak olduğu kabul edilmektedir.
Kısmi Anlaşmalı Boşanma İhtiyacı: Doktrinde Atar ve benzeri yazarlar tarafından ileri sürülen bir diğer görüş; tarafların boşanma ve velayet gibi temel hususlarda anlaşıp mali sonuçları (tazminat/nafaka) çekişmeli bırakabilecekleri "kısmi anlaşmalı boşanma" modelinin getirilmesi gerektiğini savunsa da, mevcut TMK m. 166/3 düzenlemesi, boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulmasını şart koşmaktadır.
Davalının Kabulünden Dönmesi ve İradenin Geri Alınması: Doktrindeki azınlık görüşünde, anlaşmanın duruşmada hâkime beyan edilip zapta geçirilmesiyle sözleşmenin kurulduğu ve tarafların tek taraflı irade beyanıyla bu anlaşmadan dönemeyeceği ileri sürülmektedir. Yargıtay'ın da benimsediği baskın görüşte ise anlaşmalı boşanma yönündeki irade beyanları, mahkemece verilen karar kesinleşinceye kadar (istinaf ve temyiz aşamaları dahil) geri alınabilir; zira evlilik birliğini sonlandırma şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, taraflar son ana kadar boşanma iradelerinden vazgeçebilirler.
Bir Yıllık Süre Şartı: Evliliğin ilk aylarında fiilen bitmiş olması durumunda dahi eşlerin bir yıl boyunca anlaşmalı boşanamamasının hak arama hürriyetine aykırı olduğu yönünde eleştirel görüşler ileri sürülmüş olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi 30.05.2024 tarihli, E. 2023/109, K. 2024/113 sayılı kararıyla bu düzenlemenin Anayasa'ya uygun olduğuna hükmetmiştir.
XII. Protokolde Yer Alan Asgari Hususlar
Uygulamada protokol için yasada herhangi bir geçerlilik şekli öngörülmemiş, ancak dava içerisine yazılı olarak sunulması aranmaktadır. Protokolde mutlaka bulunması gereken hususlar mali sonuçlar (nafaka, tazminat, ortak malların bölüşümü, taşınırların durumu) ile velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin düzenlemelerdir. Bu iki temel konu dışındaki hususlar tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri ihtiyari unsurlardır.
Protokol, yasal zorunluluk gereği anlaşmalı boşanma kararının eki sayılır. Duruşmaya tarafların bizzat gelmesi ve protokoldeki imzaların kendilerine ait olduğunu bildirmeleri zorunludur; her iki tarafın vekili bulunsa dahi anlaşmalı boşanma kararının verilebilmesi için tarafların bu iradelerini mahkeme önünde bizzat beyan etmeleri gerekir. Protokolde vekillerin imzası bulunmaz; vekiller yalnızca dava dilekçesine imza atarlar.
XIII. Sonuç
Anlaşmalı boşanma davalarında evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, tarafların birlikte başvurması ya da davanın kabul edilmesi, hâkimin eşleri bizzat dinleyerek serbest iradelerini tespit etmesi ve mali sonuçlar ile çocukların durumuna ilişkin protokolü uygun bulması şarttır. Hâkim tarafından onaylanan boşanma protokolleri özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir; TBK m. 138 ise sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun maddede sayılan diğer koşullarla birlikte ortaya çıkması hâlinde borçluya, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkı tanır. Anlaşmalı boşanma iradesi karar kesinleşinceye kadar serbestçe geri alınabilir; iradeden dönüldüğü takdirde dava kendiliğinden çekişmeli boşanma davasına dönüşür. İstinaf veya temyiz kanun yolu aşamalarında taraflarca anlaşmalı boşanma protokolü sunulması halinde, üst mahkemece tarafların duruşmaya çağrılarak bizzat dinlenmesi ve iradelerinin tespiti amacıyla hükmün bozulması usul hukuku gereğidir. Kesinleşen hüküm ile protokol arasındaki aykırılıklar tavzih yoluyla giderilemez. Hüküm sonrası tarafların kimlik tespitli dilekçelerle kanun yollarından feragat etmeleri kararın kesinleşmesini sağlamaktadır; reddedilen boşanma davaları sonrasındaki fiili ayrılık hali ise TMK m. 166/4 uyarınca 7532 sayılı Kanun değişikliği ile bir yıla indirilmiştir.

